Gökyüzünün patronu değişti! Türkiye dünyaya hesap yazdı!

Abone Ol

Türkiye yıllardır beklediği anı sonunda yaşadı. Dünyanın “yarın olur mu?” diye tartıştığı şeyi biz bugün yaptık. Hatta öyle yaptık ki, binlerce kilometre uzaktan bizi yıllarca küçümseyen ülkelerin haber ajansları bile şaşkınlıkla aynı cümleyi kurmak zorunda kaldı:
“Havacılıkta çağ değişti… ve bunu Türkiye yaptı.”

KIZILELMA bir hedefi vurmadı yalnızca;
Batı’nın kibirli iddialarını, Rusya’nın alaycı bakışlarını, Çin’in hesap kitaplarını da tek atışla paramparça etti.
Uzun yıllardır bize parmak sallayan savunma çevrelerine, “Siz daha İHA yaparsınız, savaş uçağı başka şey” diyen o üstten bakan uzmanlara bir çift lafı GÖKDOĞAN füzesinin kendisi söyledi:
“Biz geldik.”

Bu kadar net.

Bugün Türk mühendisinin, Türk aklının, Türk gençliğinin yazdığı cümleyi bütün dünya ezberliyor:
İnsansız bir savaş uçağı, görüş ötesi bir hava-hava füzesiyle jet motorlu hedefi vurdu.
Bu bir test değil; bu bir ilan.
Bu bir gösteri değil; bu bir devrim.

Ama asıl mesele şu:
Türkiye artık kimsenin izlediği bir ülke değil; herkesin takip etmek zorunda kaldığı ülke.

Rus TASS, RIA Novosti… Ardından Çin, Hindistan, Avrupa, Azerbaycan, İsrail… Hepsi aynı şeyi yazdı:
“Türkiye havacılıkta yeni bir sayfa açtı.”
Evet, açtık. Çünkü biz başkasının defterine yazı yazmakla uğraşmıyoruz artık.
Kendi defterimizi, kendi kalemimizle yazıyoruz.

Batı dünyası yıllarca “insansız savaş uçağı masal” dedi.
Biz o masalı gerçeğe çevirdik.
Hatta öyle bir gerçeğe ki, bugün NATO ülkelerinin birçoğu hâlâ bu kapasitenin kıyısına bile gelememiş durumda.
Biz ise ilk atışta tam isabet sağlıyoruz.

Ve KIZILELMA’nın etrafında beş F-16’nın kol uçuşu yapması, Akıncı’nın o tarihi anları kaydetmesi…
Bunlar geleceğin resmidir.
İnsanlı-insansız müşterek harekâtta Türkiye’nin önceden hayal bile edilemeyen bir seviyeye ulaştığının kanıtıdır.

Daha ne diyeyim?
Birileri hâlâ “Türkiye yerinde sayıyor” yalanına sarılsın…
Ama dünya gerçeği görüyor.
Gazeteler görüyor.
Savunma sanayi devleri görüyor.

Ve en önemlisi:
Türkiye artık kendini görüyor.

Bugün KIZILELMA’nın attığı o füze sadece bir hedefi vurmadı;
Bizim özgüvenimizi de göğe fırlattı.
Düştüğü yer tam isabet: Türk Milletinin kalbi.
Oraya bir daha kolay kolay kimse gölge düşüremeyecek.

/////////////////://////////
KENDİ KENDİNİ TÜKETEN “PARLAK YILDIZ”
BERKAY GEZGİN VAKASI

Bir dönem Ekrem İmamoğlu’nun kampanyasında “Her Şey Çok Güzel Olacak” sloganını atan “masum genç” diye pazarlanan Berkay Gezgin…
Bugün geldiğimiz noktada CHP’nin bile taşımakta zorlandığı, siyasetin omuzlarında yük olmaktan başka hiçbir karşılığı kalmayan bir figüre dönüştü.

Evet, bir zamanlar umut diye parlatıldı.
Evet, bir dönem medya tarafından “genç yıldız” muamelesi gördü.
Ama şimdi?

Bugün CHP’nin yönetim kademelerine yaklaştırılmayan, Özgür Özel’in dahi “bu yükü daha fazla taşıyamam” dediği bir siyasi bagaja dönüşmüş durumda.
**
Berkay Gezgin’in düşüş hikâyesi bir anda olmadı.
Yıllarını CHP’ye vermiş, ömrünü adayan, ilçe ilçe mücadele eden, bedel ödemiş insanlara şuursuzca ettiği ağır hakaretler, aslında kariyerinin bitiş düdüğüydü.

Bu ülkede siyaset gençleri dışlamaz.
Ama kibri, haddi aşanı da bağrına basmaz.

Berkay, siyasette henüz yolun başındayken, kendisini CHP’nin hafızasıyla, tecrübesiyle, emek verenleriyle kavga ederken buldu.
Üstelik bunu yaparken de en ağır ifadeleri seçti.

Bir gençten beklenen enerjiydi, heyecandı, yenilikti…
O ise siyaset sahnesine öfkesiyle, kırıcı üslubuyla, kendini bilmez çıkışlarıyla kazındı.

Ve bugün karşılığı belli: Parti meclisine dahi alınamayan, kimsenin arkasında durmak istemediği bir isim.

Bugün CHP’de: “Bu genci artık savunamayız.” duygusu hakim.

Bir insanın kendi kariyerini kendi eliyle sabote etmesi kolay değildir.
Ama Berkay Gezgin bunu başardı.

Siyaset tarihimizde pek çok “erken parlayan yıldız” gördük.
Ama bu kadar hızlı sönüp kendi kendini imha edenine pek rastlamadık.
**
Berkay’ın PM adaylığı bile tartışma konusu oldu.
Siyasete genç yaşta böyle bir fırsat herkese nasip olmaz.

Ama mesele fırsat değil, o fırsatın omzundaki sorumluluğu taşımaktır.
Gençlik heyecan olabilir.
Ama saygısızlık, kibir, hakaret… siyasette asla affedilmez.

CHP’nin tecrübeli kadrolarına, parti kültürüne, yarım asırlık emekçilere karşı savrulan ağır sözler, bir genç siyasetçinin önüne çekilmiş en büyük settir.

Bu yüzden Parti Meclisi kapısı yüzüne kapandı.
Ve bu yüzden bugün “taşınamaz yük” olarak görülüyor.

Kendini bir sloganın gölgesinde dev aynasında görmek…
Siyasete yıllarını vermiş insanları küçümsemek…
Parti disiplinini yok saymak…

İşte sonuç.

Bugün CHP’nin hiçbir kanadı Berkay Gezgin’i sırtında taşımak istemiyor.
Çünkü artık herkes biliyor:

Berkay’ın taşıdığı enerjiden çok, taşıttığı yük var.

Bu genç adam kendine yazık etti.
Gerçekten yazık etti.

Bir dönem umut diye lanse edilen, gençlik enerjisiyle ön plana çıkan bir isim…
Bugün kendi davranışlarının, kendi sözlerinin, kendi hırsının kurbanı.

Siyasette yükseliş yıllar alır,
Ama çöküş… bir tek cümlenin, bir tek yanlış tavrın, bir tek kibirin eseridir.

Ve Berkay Gezgin hikâyesi bunun canlı örneği.
/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

ZORBALIĞI OKULDA ARAMAYIN: EVİNİZDE YETİŞİYOR!

Bu ülkede akran zorbalığı patladıysa, sebebi okul değil; kendi çocuğuna söz geçiremeyen, sınır koyamayan, şımartıp sonra da “Benim çocuğum yapmaz” diyen anne-babalardır. Yıllardır çocuğunu evin merkezine değil tahtına oturtan; her hatasını “çocuktur yapar” diye ört bas eden; sorumluluk vermeyen, sınır çizmeyen, disiplin göstermeyen anne-babalar… İşte o toksik ilgi, o ölçüsüz özgüven, o sınırsız şımarıklık bugün başka çocukların canını yakıyor.

Zorbalık yapan çocuk bir günde ortaya çıkmıyor.
Evde bağırmayı öğreniyor.
Evde aşağılamayı duyuyor.
Evde kibri görüyor.
Evde empati eksikliğini miras alıyor.
Ve sonra okula gidip aynı dili arkadaşlarına uyguluyor.
Ama anne-babası hâlâ masal anlatmaya devam ediyor:
“Bizimki yapmaz.”

Yapıyor!
Hem de sizin yüzünüzden yapıyor.

Çocuğunuza “hayır” demeye üşenen sizsiniz.
Hata yaptığında hesabını sormaya çekinen sizsiniz.
Çocuğun duygusunu değil, keyfini gözeten sizsiniz.
Ve en kötüsü:
Karşınıza alıp insan gibi konuşmayı bile bilmeyen yine sizsiniz.

Sonra sınıfta, koridorda, okul bahçesinde başka çocuklar sizin ebeveynliğinizin bedelini ödüyor. Başka evlerde anneler ağlıyor, babalar kahroluyor. Çünkü siz çocuğunuza sınır koymadınız. Siz fark etmediniz, siz düzeltmediniz, siz umursamadınız.

Devlet üç bakanlığıyla sahada seferberlik yürütüyor; milyonlarca öğrenciye eğitim veriyor, psikososyal destek sağlıyor. Peki sizin katkınız ne?
Okula çağrıldığınızda “Benim işim var, eşim gelsin” demek mi?
Hocayı suçlamak mı?
Çocuğunuzu değil, sistemi yargılamak mı?

Bir gerçeği artık herkesin yüzüne çarpma vakti geldi:
Zorbalık yapan çocuk yoktur, zorba yetiştiren anne-baba vardır.

Siz çocuğunuzu adam etmeye üşeniyorsunuz, sonra toplumdan adamlık bekliyorsunuz. Çocuğunuzun kırdığı kalplerin sorumluluğu yalnızca ona değil, size yazılıyor. Çünkü bu ülkede bazı anne-babalar kendi yetiştirdiği çocuğun yıktığı hayatların farkında bile değil.

Zorbalık yapan çocuğu değil; onu bugünlere getiren bencilliği, umursamazlığı, disiplinsizliği, şımarıklığı besleyen sizi konuşmamız gerekiyor.
Ve evet, bu öfke size.