Göndermek ne kelime? Kalmaları için yalvarmalıyız

Abone Ol

Faydacı bir bakış açısıyla belki ama Almanya, 1961’den sonra işçileri kabul ederken insan gücü çerçevesinde kuvvetine göre sınıflandırmıştır. Maden işçisi ile mekanik işçisini ayırmıştır. Amerika ülkesine eğitim veya çalışma amaçlı gelmiş diğer milletleri istidatlarına uygun yerlere yerleştirmiştir. Bilimsel alanda çalışma yapan birisine ekonomik anlamda birçok imkanlar sunmuş, buluşunu desteklemiştir. İngiltere yine aynı üslupla çalışmış hatta gönderecekse bile kendisi için çalışan bir birey olarak (olmayanları tenzih ediyorum) göndermiştir. Eğer sağlanacak bir fayda varsa örnektir.

Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iktidar oldukları takdirde ülkelerindeki savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen Suriyelileri geri göndereceklerini belirterek, “Sözüm söz, Ortadoğu’ya barışı getireceğiz. Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmayacağız. Suriyeli kardeşlerimizi de geri göndereceğiz. Kusura bakmayın. Her insan doğduğu toprakta mutlu olur, her insan ülkesinde mutlu olur” diye hazin bir laf etti. Bizdeki faşist yaklaşımın meyvesi olan bu talihsiz açıklama aslında bir kısım insanımızın kafa yapısını da ortaya koymaktadır. Kardeşimiz ise neden gönderiyoruz? Gönderdiğimizde sağlayacağımız kazanç, burada kaldıklarında sağlayacağımız kazançtan daha mı fazla? Her iki soruyu pragmatist ve de din perspektifiyle soruyorum.

Ülkemizde milyonlarla ifade edilen misafirimiz var. Milyonlarca Suriyeli kardeşimiz. Misafir diyoruz, zira bizler burada Müslüman bir ülke olarak ensar vazifemizi ifâ ediyoruz. Muhacirlerize kucak açtık çok şükür. Karınlarını doyurduk. Ancak ikramımız burada kaldı maalesef. Ekmeğimizi paylaşma sınıfına atlayamadık. İşimizi, imkanımızı paylaşma sınıfına atlayamadık. Anadolu’muzda misafirlik 3 gündür diye çok güzel bir söz vardır. Artık misafirliklerinin zamanı geçti. Artık ev sahibi oldular.

Suriyeli kardeşlerimiz arasında akademisyeninden mühendisine, avukatından doktoruna, yöneticisinden esnafına, öğretmeninden gazetecisine kadar binlerce kalifiye insan var. Suriye’de yüksek bilgi teknolojileri üzerinde çalışmış Türkiye’de konfeksiyon işçisi, Suriye’de öğretmen Türkiye’de garson, Suriye’de makine mühendisi Türkiye’de muhacir… Türkiye’de birkaç kanunla, tüzükle, kanun hükmünde kararname ile her neyle olacaksa onunla, harika sonuçlar elde edilebilir. Onları göndermenin değil kalmaya ikna etmenin yollarını aramalıyız. O zaman vatansever, milletimizi ve geleceğimizi düşünür bir pozisyonda oluruz. Onların bilgi ve birikimleriyle ülkemize faydalı bireyler haline getirilmesi, toplumsal mutluluk ve refah seviyesine sağlayacağı katkı yüksek derecede önem arz ediyor. Allah’a (cc) emanet olun!