Gül’ü bir gün, seni her gün…

Abone Ol

Bülent Arınç yoksa Abdullah Gül olmaz!

Olmayacağını hep birlikte gördük.

Herkes hesabını Gül üzerine yaparken… Tezgâhı önce bu kumpas çuvalını diken Kılıçdaroğlu ile Akşener bozdu. Hem de öyle bir bozma ki, kırk Voltran gelse kendi kazdıkları kuyuya onları bu şekilde kimse itemezdi. Bu oyunu kurgulayanlar da vurgun yedi.

Dün Arınç’ın açıklamalarını okuduk. Hani merak ediliyordu, cumhurbaşkanı ile görüştükleri. Mealen şunları söylemiş: “Gül’ün adaylığı gündeme geldi. Yanlış bulduğumu söyledim. Sonrasında da çekilmek zorunda kaldı.”

Tam da böyle oldu.

Birbirlerine attıkları zarf ellerinde yırtıldı.

Bu manzara bize, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bildiğini okuyan bir politikacı olmadığını, reel/politiği çok iyi bildiğini bir kez daha ispat etmiş oldu.

Arınç, son dakikaya kadar Erdoğan’a kastederek “Bizi kızdırmasın, parti bile kurarız” dememiş miydi? Nasıl böyle bir çizgiye geldi?

Şöyle…

Tayyip Bey, çok iyi adam saklıyor. Türkeş’i yıllarca sakladı, ortaya çıkardığında nasıl bir deprem etkisi meydana getirdi, hatırlayın.

Sonra Bahçeli’yi sakladı. Durum ortada…

Baykal’ı çıkarttı. Meclis Başkanlığı sürecinin üstesinden onunla geldi.

Şimdi Bülent Arınç’ı çıkarttı. Bütün dengeleri altüst etti.

Arınç, evden kovulmuş bir çocuğun tekrar ve daha güçlü bir şekilde eve kabul edilişi gibi geri döndü.

Bu büyük bir yetenek. Strateji bazen bir işe yaramaz ama bu tip kabiliyetler nehrin yatağını bile değiştirebilir.

Baykal figürünü kendi partisi içindeki dalgalanmalara karşı bir fren olarak kullanabilen rakip parti liderinin bu yaptığına yetenek denmez mi?

Abdullah Gül’e dönelim…

Bu hallere düşmeye değer miydi?

Eğer toplumda bir karşılığının olduğunu düşünüyor isen yarışa tek başına gireceksin. Başkalarının lütfuyla açılan alanda varolma ucuzluğu yahut garanticiliği bir insanın kendi gücünü ortaya çıkarmaz. Olsa olsa konjonktürel bir kazanım olur fakat millet nezdinde sempati uyandırmaz. Kazandığını düşündüğü anda kaybetmiştir zaten.

Etiler seni çok seviyor aman şirin görün. Onları üzecek bir şey yapma. Yenikapı’ya gitme, onlarla görünme…

E, sana hep Bağcılar, Ümraniye teveccüh gösterdi. Oy verdi. Onları bile kaybettin.

İşte adamı bu hale getirirler…

Bundan sonra Gül’ün yapacağı en akıllı şey bir an önce partiye üye kaydını yaptırması. Yok, eğer başka bir şey düşünüyor ise kendi başına meydana çıkması…

Öyle ya da böyle…

Rüzgâr tersine dönmüştür.

Şimdi yeni bir dönem başlıyor…

Seçim bitecek, ardından restorasyon dönemi başlayacak. Hukuk yeniden tanımlanacak. Kuvvetler ayrılığı meselesiyle ilgili yenileme çalışmalarında sona gelinecek. Bu önemli bir mesele çünkü. Bu ülke, bu millet altmış yıl boyunca kuvvetler ayrılığı yüzünden acı çekti, kepaze oldu. Düzen kurulamadı. Şayet bir düzen kurulmuş olsa idi ne iç ne de dış savaş kalkışmaları yaşanmazdı.

Düzenin kurulamadığı yerde bütün işi gizli iktidar yürütür.

Partilerin adaylarını gördükçe Türkiye’nin neden -ve hâlâ- yeni bir siyaset üretemediği ortada. O yüzden hep birlikte içeride ve dışarıda dev hamleler başlatan istikrarlı siyasetin yanında olma zamanı. Eleştiri hakkını saklı tutarak, tenkidi bir yıkım projesi gibi görmeden…