HAKKINI HELAL ET DİYEMEDİM

Abone Ol

İnsan bazen ölümün bir anda geleceğini zanneder.

Bir telefon.

Bir kaza.

Bir haber.

Bizimki öyle olmadı.

Ölüm kapıyı çalmadı.

Kapının önüne oturdu.

Ve günlerce bekledi.

İlk önce kan değerleri düştü.

“Yaştandır” dediler.

Sonra enfeksiyon çıktı.

Geçer dediler.

Bir daha çıktı.

Bir daha…

Üçüncü enfeksiyonda artık doktorların yüzü değişmeye başlamıştı.

CRP yükseliyordu.

Beyaz küre yükseliyordu.

Tansiyon düşüyordu.

Biz ise hâlâ umut arıyorduk.

Çünkü insan babasına ölüm yakıştıramıyor.

Seksen bir yaşında olsa da…

Yürümekte zorlansa da…

Gözlerinin içine baktığında hâlâ çocuk oluyorsun.

Sonra hastane başladı.

Koridorlar.

Serumlar.

Monitörler.

İlaçlar.

Bir gün palyatif bakım dediler.

İlk duyduğumda içim burkuldu.

Sonra anladım.

Hayatı uzatmanın değil…

Acıyı azaltmanın peşindeydiler.

Ama insanın içinde başka bir mahkeme kuruluyor.

“Bir serum daha…”

“Bir ilaç daha…”

“Bir gün daha…”

Belki de en ağır yük burada başlıyor.

Babamı yaşatmaya mı çalışıyordum?

Yoksa babamı yormaya mı?

Bu sorunun cevabını hâlâ bilmiyorum.

Bir gün ayakları morardı.

Nefessiz kaldı.

Tansiyonu dört’e ikiye düştü.

O an ölümün odanın içinde dolaştığını gördüm.

Doktorlar yetişti.

Serumlar takıldı.

Monitörler ötmeye devam etti.

Biraz toparladı.

Biz de umutlandık.

Meğer insan en çok umuda yeniliyormuş.

Sonra doktor bir cümle kurdu.

“Son zamanları…”

Kısa bir cümleydi.

Ama bir ömrün ağırlığını taşıyordu.

Yoğun bakıma aldılar.

Belki kurtulur diye düşündük.

Belki biraz daha bizimle kalır diye…

Belki…

O bir saat içinde bütün ihtimaller yaşandı.

Sonra doktor geldi.

Kalp krizi dedi.

Çok enfeksiyon vardı dedi.

Bu kadar.

Bir insanın seksen bir yıllık hayatı bazen iki cümleye sığıyor.

Şimdi düşünüyorum.

Onca tahlil.

Onca ilaç.

Onca cihaz.

Onca mücadele…

Ve sonunda bir mezar.

İnsan, toprağın başında bazı şeyleri daha iyi anlıyor.

Biz doktora sorarken…

Ömür cevabı çoktan verilmiş oluyor.

Biz serum peşinde koşarken…

Takvim çoktan yazılmış oluyor.

Biz çare ararken…

Kader hükmünü sessizce icra ediyor.

Beni en çok yaralayan ise başka bir şey.

Hakkını helal et diyemedim.

Onu üzmeyeyim istedim.

Korkutmayayım istedim.

Moralini bozmayayım istedim.

Belki doğru yaptım.

Belki yanlış.

Artık bilmiyorum.

Ama bugün biliyorum ki…

Bazı cümleler söylenmese de insanın içinde ömür boyu yaşamaya devam ediyor.

Şimdi hastane sessiz.

Monitörler susmuş.

Serumlar bitmiş.

Doktorlar gitmiş.

Koridorlar boşalmış.

Geriye sadece bir evladın içindeki ses kalmış:

“Baba…

Hakkını helal et.”

Selam ve dua ile

Fiemanillah