Halk dili, Hak dili

Abone Ol

Dil, hem lisan, hem de gönül anlamında kullanılıyor. Hiç değilse edebiyat yaparken.

Dil ve gönlün ne alâkası var diye düşünebilirsiniz.

Dil, gönlün meramını anlattığına göre en çok gönülle alâkalı bana kalırsa.

Dilin meram anlatmak kadar, meram sormaklığı da gerek.

Halkın meramını sormak kime vazife?

Halk dediğin de nedir ki?

İnsan yığınları… İnsan kalabalıkları.

Halk nedir diye sorsanız alacağınız cevap bu.

İnsan yığınları çok aşağılayıcı.

Üst üste, alt alta yığılmış eşya, saman yığını gibi.

Sosyolojik metafor olarak haksız bir tanım değil.

Sosyal yapı bir piramidinde halk, piramidin tabanındaki kalabalık katmanı teşkil eder.

Piramidin üst katmanlarındaki insanlar kendilerine halk demezler.

Halk dediğin böyle bir şey.

Yani halk, halk edilmiş olan değil, birilerinin varsayımı.

İnsana bu bakış çok aşağılayıcı.

Allah’ın yaratmaya değer bulduğu her biricik insan, birilerinin zihninde basit, kalabalık insan yığınından ibaret.

Daha çok devletin.

Sadece devletin mi?

Oligark burjuvazi için de öyle.

Ben halkım demez burjuvazi.

Alışkanlıklarıyla, sahip oldukları imkanlar ile, lisanıyla, ilmiyle, irfanıyla kendisini ayırır bu kalabalıklardan.

Burjuvazi ben halkım demez elbette ancak, burjuva şair ve yazar, ben halkım demekten çekinmez.

İfadeyi netleştirip haklarını yemeyim Sosyalist burjuva şair ve yazar diyelim.

Bu halk hayranlığından değil.

Devrim için, halkın önüne geçilmez gücüne ihtiyaç vardır.

Devrim bir avuç elitist burjuvanın kendi başlarına yapabileceği bir şey değil.

Halkın emek ve özgürlüğü üzerine ahkâmlar kesilir.

Adam edilmelidir halk.

Bunun için de aydınlatılmalıdır.

Bizim sosyalist burjuvalarımızın, halkı aydınlatırken tercih ettikleri yol ve yöntemlere bir göz attığınızda, yaptıklarının akla ziyan şeyler olduğunu görürsünüz.

Halkla irtibat kurmak için en elzem olan lisana savaş açmışlardır meselâ.

Yeryüzünde bir örneği yoktur bunun.

Ne Fransız ne Rus ne Çin ne de Küba devriminden sonra dile karşı böyle bir çaba görülür.

Çok enteresan değil mi?

Bizim devrimciler öyle bir “Öztürkçecilik” tutturmuşlar ki, milliyetçiler ve hatta Türkçüler bile buna itiraz etmiştir.

Halkın diline karşı başlatılmış olan dil seferberliğinin mantıklı bir izahı yok.

Dil devriminden bahsetmiyorum. Öyle anlaşılmasın.

Devrim günlerinden sonra ve hala sürdürülen bir çabadan bahsediyorum.

Halkın dilinden konuşmak ideolojik vicdanlarını yaralayacaktı şüphesiz.

Düşünün, inşallah, maşallah, bismillah, ya Allah, Allah kerim, Allaha ısmarladık, selamun aleykum, yarına Allah kerim’lerle konuşan bir halk…

Yani hak dili halk dili olan bir halk.

Hakk dili, dili olmuş bir halka, hakkın diliyle konuşmak zorunda kalmamak için yeni bir lisan inşasına girişirken halk ile irtibatı yitiren sosyalistler.

İlahi komedi…

Allah’tan, bizim burjuva sosyalistlerin, özdeksel tözleri, halkın tinsel tözünde bir karşılık bulamadı.

Ama bu halkın cahilliğinden değil, onların cahilliği aşan eşeklikleri yüzünden.

Hâlâ öyle mi peki?

Hâlâ öyle.

Ne deyim ki…

Sal avazını ister sloganlarla,

isterse çağdaş çığlıklarla dünyaya

Sun ey saki hizmetini ve dinle

pir-i Mûgân diyor ki: Eşeklik baki.