40 yılın başında Karadeniz’de palamut bolluğu yaşanıyor.
Deniz bereketlenmiş, ağlar dolmuş, tezgâhlar şenlenmiş. Yıllardır etin, tavuğun, sebzenin, meyvenin fiyatıyla boğuşan vatandaş nihayet ucuz bir protein kaynağına kavuşmuş.
Ama gelin görün ki bu bereketten rahatsız olanlar var!
Kim mi?
İstanbul İli Deniz Ürünleri Avcıları Üreticileri Birliği!
Adamlar resmen açıklama yayımlamışlar. Diyorlar ki palamut çok avlanıyor, piyasaya çok balık giriyor, fiyatlar düşüyor. O yüzden avcılığa ara verelim!
Şaka değil!
Denizde balık çok diye, vatandaş ucuza palamut yiyebiliyor diye avlanmayı durdurmak istiyorlar.
Üstelik gerekçelerini de saklamıyorlar. Açıklamada açıkça, piyasaya sunulan palamut miktarının artmasının fiyatları düşürdüğünü, bunun da balıkçıların ekonomik kayıplar yaşamasına neden olduğunu söylüyorlar.
Yani mesele balığın neslinin korunması değil.
Mesele denizlerdeki ekolojik dengenin bozulması değil.
Mesele aşırı avlanmanın gelecek yıllardaki balık varlığını tehdit etmesi de değil.
Mesele fiyat!
Daha doğrusu, balığın ucuzlaması!
Yahu arkadaş!
Bu millet yıllardır hayat pahalılığı altında eziliyor. Dar gelirli aileler çocuklarının önüne et koyabilmek için hesap yapıyor. Emekliler, asgari ücretliler market raflarının önünde etiketlerle mücadele ediyor.
Şimdi Allah’ın denizi bereketlenmiş. Palamut bollaşmış. Vatandaşın sofrasına biraz olsun ucuzluk gelmiş.
Sizin derdiniz bu mu?
Balıkçının kazanmasına kim karşı çıkabilir? Mazotu var, tayfası var, teknenin masrafı var. Elbette alın terinin karşılığını alacak.
Ama bunun yolu vatandaşı ucuz balıktan mahrum bırakmak mı?
Üretim maliyetleri yüksekse onları düşürmek için mücadele edin. Mazottaki vergileri konuşun. Soğuk hava depolarını, nakliye giderlerini, aracıların kazancını tartışın.
Ama denizin bereketini kısmaya kalkmayın!
Çünkü burada yalnızca balık fiyatını konuşmuyoruz.
Çok daha tehlikeli bir anlayışı konuşuyoruz.
Ürün bol olduğunda fiyat düşmesin diye arzı azaltmayı çözüm olarak gören bir anlayışı!
Bugün palamut için bunu isteyenler, yarın başka bir ürün için aynı gerekçeyi ileri sürerse ne olacak?
Domates bol yetiştiğinde tarlada mı bırakacağız?
Patates çok çıktığında depolara mı kilitleyeceğiz?
Süt üretimi arttığında inekleri sağmayı mı durduracağız?
Bu mantığın sonu nereye varır?
Üstelik burada Rekabet Kurumunun da dikkatle incelemesi gereken bir mesele var. Bir üretici birliğinin üyelerine fiyatları dengelemek amacıyla avlanmayı durdurma çağrısı yapması, rekabet hukuku bakımından ciddi sorular doğuruyor. Bunun hukuki niteliği elbette yapılacak incelemeyle belirlenir.
Ama benim gazeteci olarak soracağım soru çok daha basit:
Siz kimin hakkını savunuyorsunuz?
Balıkçının alın terini mi?
Yoksa piyasaya daha az balık girsin, fiyatlar yükselsin anlayışını mı?
Şunu herkes aklına iyice yazsın.
Karadeniz’in palamudu birkaç kişinin fiyat hesabına teslim edilemez.
Denizlerin bereketi bu milletin ortak zenginliğidir.
Ve bu ülkede halkın sofrasına ucuz balık girmesinden rahatsız olan bir anlayış varsa, benim ona söyleyecek sözüm bellidir:
HALKIN UCUZ BALIK YEMESİNDEN RAHATSIZ OLANLAR, ÖNCE HALKIN KARŞISINA ÇIKIP BUNUN HESABINI VERSİN!