Halktan halka bir yol vardır görünmez

Abone Ol

Sözün çoktan tükendiği yerdeyiz. Kınamaların bir anlam ifade etmediğini, vahşetin hız kesmemesinden anlıyoruz. Yardım çabaları çoğunlukla masum olsa da vicdanı teskin etmiyor.

Gazze’deki katliama insanlığın akın akın sesini ve sözünü yükselttiği dünyada, sağduyunun tek bir beklentisi var: Laf kalabalığına son verilmesi. Atılacak adımların ne olduğu çok net. Özellikle bölgedeki ülkeler açısından İsrail ile tüm bağların koparılması; totaliter rejimlerin İsrail'e karşı durmaları ve yönettikleri halk nezdinde meşruiyetlerini yeniden tesis etmeleri için net ve ivedi kararları uygulamaları bekleniyor.

BM kararları yetersiz. Resmî kınamalar, vakit ve can kaybından öteye geçemiyor. Üstelik işgalci ve katliamcı İsrail; BM kararlarını boş, yersiz ve hatta ‘alçakça’ kelimesiyle niteleyecek kadar haddini aşmaya devam ederken ‘kınama’ eylemi, havanda su dövmekten başka bir şey değil.

Filistin halkı açık bir soykırımla karşı karşıya. Ekranlardan olup bitene alışma ihtimali, hepimizin insanlığına kastediyor. Soralım: İsrail, masumları ayrım gözetmeksizin öldürüp yerlerinden ederken ve tüm bir halkı kasaba ve şehirleriyle yok ederken hemen sınırın ötesindeki Arap devletleri ne yapıyor? Vicdani kamuoyu, Filistin Yönetimi de dâhil olmak üzere Arap dünyasından İsrail devletiyle diplomatik ve ekonomik bağlarını kesin bir şekilde koparmasını bekliyor.

JEOPOLİTİĞİN KÖR DAYATMASI

Jeopolitika, devletlerin iyi niyet değil, çıkarları üzerinden diplomasi yürütmesi gerektiği üzerinde birleşir. Yapıları gereği devletlerin, ahlâki çağrılara değil, yalnızca kendi çıkarlarına yanıt vermesi öncelenir.

Bölgedeki Arap rejimleri de şu anda kendi çıkarlarını; İsrail'in yerleşimci-sömürgeci projesini sürdürdüğü ve Arap devletlerinin Filistin davasını görmezden geldiği bir statükoya bağlı olarak yürütüyor.

Burada üzerinde hemfikir olunan bir tespit var: Komşu devletler, İsrail'in nükleer bir güç oluşu başta olmak üzere onun askerî kapasitesinden korkuyor. Arap devletleri, İsrail ile karşı karşıya gelmenin, kendi çıkarlarına büyük tehdit oluşturacağına inanıyor. Mevcut rejimler, Batılı güçlerle de karşı karşıya gelmek istemiyor. Söz konusu gücün Arap ordularını yok edebileceğinden kaynaklanan endişe, burada birinci derecede rol oynuyor.

Hepsi İsrail'in aslında ne olduğunu biliyor. İsrail, Batı'nın emperyal bir ileri karakolu hükmündedir. Statükocu rejimler, Amerikan gücüne karşı koyamayacaklarını hesapladıkları için bu sınırlar içinde kalarak bundan sadece ekonomik fayda sağlama politikası güdüyor. Acı ama gerçek bu.

Bu Makyavelist algı uzun süredir işlerliğini koruyor. Savaşın arkasındaki asıl failleri bilmek için parayı takip etmek yeterli. Bu çıkara dayalı elde edilen fayda ise büyük ölçüde bölgedeki siyasi ve ekonomik elitlerin elinde toplanıyor. Bölge halkları nezdinde 2011’de başlayan isyan da elitlerin, kendi çıkarları uğruna giriştikleri totaliter baskı ve vurdumduymazlığın bir sonucuydu.  

HALKIN HALKA DESTEĞİ

Komşu halklar, Filistin mücadelesini kendi kötü durumlarıyla özdeş görerek bunu onur ve özgürlük arzularının bir yansıması olarak algılıyor. Tam da bu nedenle ve manevi sorumluluğa icabet ederek Filistin'i ezici bir çoğunlukla destekliyorlar. Çok az kaynağa sahip olan ve resmî bir devleti bulunmayan Filistin halkının, ABD ve İsrail'in tüm askerî gücüne karşı durduğunu görmek; bölgede yıllardır ezilen Arap halklarını yüreklendiriyor.

Halkların sesi yükseliyor. Mısır ve Ürdün rejimlerinin Gazze'deki Filistinlilerin acılarını dindirmek için neden harekete geçmedikleri; yüksek sesle ve daha yoğun sorgulanmaya başlandı. Suudi Arabistan'ın, petrol arzının sağladığı kozu da kullanarak ABD'ye, İsrail’e verdiği desteği durdurması için neden baskı yapmadığı defaatle gündeme geliyor.

Komşu rejimler, tabandan gelen bu haklı ve kolektif taleplerin rejime yönelik tehdit oluşturacağı kaygısındalar. Artık tüm bu sorgular ve talepler, Arap dünyasının dört bir yanındaki topluluklarda yüksek sesle tartışılıyor.

Tüm bu tartışmaların ise gittiği tek bir yön var: Rejimlerin meşruiyet ve beka istikameti.

Hak’tan halka, vicdandan vicdana, halklardan halklara bir yol vardır görünmez ama er geç açılır. Karar vericilere, bunu görmekten başka bir çare kalmadı.