Hareket hastalığı tıpta, “Göz ve iç kulak gibi denge sistemlerinin beyne çelişkili sinyaller göndermesi sonucu ortaya çıkan -bulantı ve kusma ile kendini gösteren- geçici bir duyusal uyumsuzluk” olarak tarif ediliyor.
Ben de naçizane son zamanlarda CHP’nin yaşadığı durumu, siyasi açıdan bir “hareket hastalığı” olarak değerlendiriyorum.
Zira bu hastalık felsefi ve sosyolojik bir perspektifle ele alındığında, "bireyin ya da yönetenlerin hızı ile toplumun hızı arasındaki uyumsuzluk" olarak tanımlanabilir.
Zira CHP’de, yaşadığı baş döndürücü hızlı değişimleriyle kendi seçmenine adeta bir "sosyal hareket hastalığı" dayatıyor.
Yani CHP, “Sosyal İvmelenme ve Zaman Patolojisi” kuramına göre, Modern Fransız sosyolog Paul Virilio’nun “Dromoloji” yani (Hız Bilimi) olarak tarif ettiği sahanın sınırlarında dolaşıp duruyor.
CHP seçmeni kendi değerlerine, gelenekleri ve kendi pusulasına göre hareket etmek isterken, yönetim çok ani ve sarsıcı manevralarla ve ahlaki sorgulamalarla adeta bir "sosyal mide bulantısı"na tutulmaya zorlanıyor; tıpkı hızlı hareket eden bir araçtaki yolcunun yaşadığı gibi.
Tecrübe edenlerin bildiği üzere araçtaki hızda sabit ve yakın nesne bulantıyı artırır, çünkü dışarıdaki büyük hareket gözden kaçar.
Onun için de ufka doğru ve sabit bir bakış gerekir; hareket hastalığından çıkmak için.
Sosyal boyutta ise bu, "mikro gündemlere sıkışmak" demektir.
Mikro gündeme sıkışarak büyük olayları kaçırmaktır.
Bir anlamda CHP’nin yaşadığı şey de budur.
Kendi sorunlarına odaklandığı için, ülkenin ve dünyanın gündeminden de uzaklaşıyor.
Dromolojik hadiseler ya da sosyal hız, bireyde yabancılaşma, anomi (kuralsızlık) ve derin kırılmalar meydana getirir; Jean-Paul Sartre’ın “Varoluşsal Bulantı’ dediği şeyden mülhem.
Bu baş döndürücü, türbülanslı sosyal akış karşısında CHP seçmeninin yönünü kaybetmesi, en beklenen durumdur.
Hatta büyük resmi görememesi, ufka bakamaması, bir anksiyete sebebidir.
"Ufka bakmak" ve gelecek tasavvuru, CHP’nin yaşadığı “sosyal ya da siyasi hareket hastalığı”nın en temel tedavisi iken, bunu nasıl başaracakları ise bir merak konusudur.
Siyasetçilerin bu aracı küresel, bölgesel ekonomik dalgalara veya jeopolitik hamlelere göre nasıl hareket ettireceklerini çok iyi bilmeleri gerekir.
Zira Siyaset Felsefecisi Edmund Burke’e göre toplum, hızı yavaşlatılması gereken bir araçtır; aksi takdirde içindeki yolcuların başı döner ve sistem kusar yani kaos ve çatışma üretir.
Bir diğer hakikat ise merkezi çöken bir paradigmanın uçlarının radikalleştiğidir.
CHP’nin çöken merkezinin uçlarının ne kadar radikalleştiğini de kullandıkları dil ve pek çok emareyle müşahede etmiş olduk.
CHP’nin yaşadığı siyasal ve sosyal hareket hastalığından kurtulması için yapması gereken ise çok açıktır: "Ufuk Çizgisi"ne bakarak, adaleti, dürüstlüğü, samimiyeti ilke edinerek ülkesinin ve milletinin uzun vadeli çıkarlarına odaklanmak…