İnsanoğlu hep ister hep ister. Çiğ süt emmiştir derler ya. Aslında bugün yazmak istediğim şey, çok güzel bir yurdum insanı hikayesi. Balayı dönüşü hayatının şokunu yaşayan İzmirli bir kadının hikayesi. Hayallerinizden vazgeçmeyin, diyen Gizem hanımın hikayesi…
Ajanslara düşen bir haberi gördüğümde bakmadan geçemedim. Başlık ‘Balayı dönüşü hayatının şokunu yaşadı! Hayatı 24 saatte altüst oldu’ şeklinde idi.
İnternette bu tür haberlerin hep abartıldığını düşünürüz ya, bu haberin bu durumla alakası yok. Az bile söylenmiş.
4 yıl önce balayı dönüşü kanser olduğunu öğrenen Gizem Hanım'ın ağzından dinlemek gerekiyor…
"2018 yılında balayından döndükten sonra, hiç beklemediğimiz bir anda, elime gelen bir kitle sonrası doktora gittim. Yaklaşık 24 saat sonra zaten bana meme kanseri teşhisi konulmuştu; ancak yolun başındaydım, erken teşhisti çünkü. Fakat eşim ve ben hayatımızın şokunu yaşadık. Planlarımız bir anda değişmişti. Bundan sonra ne yapacağız, nasıl hareket edeceğiz, hiç tecrübe etmediğimiz bilinmeyen bir yola girdik.
Kaygılarımız ve endişelerimiz yüksekti. Benim en büyük hayallerimden biri anne olmaktı. Ardından doktorumla birlikte nasıl bir yol izleyeceğimize karar verdik. Tedaviye başlamadan önce hemen embriyolarım oluşturuldu ve donduruldu. Tedavi başladı. Tedavi sürecim 2018 yılı mayıs ayından 2019 yılı şubata kadar sürdü. Radyoterapi ve kemoterapiden sonra ilaçlarla devam etti. Yaklaşık iki buçuk sene boyunca ben ilaç tedavisine devam ettim. Her geçen gün benim için bir endişeydi. Anne olabilecek miyim, olmayacak mıyım, bundan sonraki hayatım nasıl evrilecek? Bu sırada hep kendimi hobilerime verdim, sevdiklerimle vakit geçirerek umutlarımı ayakta tutmaya çalıştım. Sene 2021 olduğunda artık zamanı gelmişti.
Eşimle doktoruma gittik. Artık ne yapıyoruz, dedik. Doktorum bana dedi ki 'emin misin? Çünkü kullanacağın ilaçlar riskli' Tümörüm östrojene duyarlı bir tümördü. Riskmiş meme kanseri için. 'Tekrar bunu uyandırabiliriz' dedi. Ben de hayatın cömertliğine güvendim. Bir kereliğine deneyeceğim dedim. Ve embriyo transferi sürecini başlatmış oldum. Hayat bana cömert davrandı. Bozok hayatımıza girdi. Tedavi sonrası süreçte kurumsal hayata odaklandım, çalışmak da bana iyi geldi. Ardından hamile kalınca biraz da doğacak oğlumu ve kendimi düşünerek tempomu hafiflettim. Bozok dünyaya gelir gelmez de zaten işten çıkarıldım. Dedim ki evet; yani hayat gülüyor, güldürüyor, ağlatıyor; ama ben bunu hep avantaja çevirmeliyim. Fırsatları görmeye çalıştım. Yaklaşık 5 sene süren hobimi işim yapmaya karar verdim. Bir iş kurmaya karar verdim."
"Bozok sürecinde baktım ki organik, kaliteli, çocukları cezbedici oyuncak bulmak gerçekten zordu. Ben dikiş dikiyorum, neden oyuncak dikmeyeyim diye düşündüm. Bozok’a oyuncaklar dikmeye başladım. Bu oyuncaklar önce Bozok’un, sonra arkadaşımın çocuklarının hoşuna gidince üretmeye kaldığım yerden devam edeceğim, dedim; çünkü kadın üreterek var oluyor. Bu bana güç verdi. Vakit kaybetmeden de böyle küçük bir atölye kurdum. Şimdi burada başlangıçta Bozok için diktiğim oyuncakları tüm çocuklar için dikmeyi hayal ediyorum. Tüm çocuklara hediye etmeyi hayal ediyorum. Umarım bu hayalim gerçekleşir"
diyordu ki... Gerçekleşti. O artık bir iş kadını olmuştu. 4 yıllık hayat mücadelesinin ardından asıl mesajı da yine o verecekti…
“Kanser bizler için kabullenmesi çok zor bir şey. Saçlarımız, tırnaklarımız, vücudumuz, alıştığımız gibi olmuyor. Hormonlarımız. Fakat bu geçici. Bu süreç siz isterseniz sizin hayatınıza büyük pozitif etkiler sağlayabiliyor. Yeter ki siz hayal etmekten, üretmekten vazgeçmeyin.”
Bazı hastalar tedavilere cevap vermezler. Cevap veremezler. Bazı ilaçlar bazı hastaları, hastalıkları iyileştiremezler. Hayat isteğimiz gibi gitmediği dönemlerde pozitif düşünmek ne kadar önemli. Biz istesek de istemesek de hayatın dümeninde yalpalama oluyor. İşte o dümeni tekrar rotaya çevirmek bize düşüyor. Tıpkı Gizem Hanım'ın azmi gibi…
Sağlıcakla kalın.