Hayatı Kariyerlere Sığdırdık, Toplumu Gözden Kaçırdık

Abone Ol

Bir süredir hep aynı cümleleri duyuyoruz:
“Kendini geliştir.”
“Başarı bireyde başlar.”
“Sen değişirsen dünya değişir.”

Kulağa hoş geliyor. Hatta umut verici.
Ama bu cümlelerin gölgesinde büyük bir yanılgıyı da büyüttük.

Hayatı yalnızca kariyer basamaklarından ibaret sandık.
İnsanı diploma sayısıyla ölçtük.
Uzun özgeçmişleri bilgelik, sosyal zekâsını iyi kullanan herkesi de âlim zannettik.

Bilgi arttı, irfan geride kaldı.
Unvan çoğaldı, hikmet azaldı.
Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Herkes biliyor ama kimse sorumluluk almıyor.

Bugün bilgiyle donanmış ama hikmetten uzak bir çağdayız.
Her şeyi bilen fakat hiçbir şeye sahip çıkmayan insanlar çoğaldı.
Hak çok konuşuluyor ama sorumluluk kimsenin ajandasında yer bulmuyor.

Dilimize yerleşmiş bir atasözü vardır: “Her koyun kendi bacağından asılır.” Uzun süre buna inanarak yaşadık. Olan biteni kişisel sandık, bedelini sadece yaşayan öder zannettik. Oysa hayat öyle işlemiyor. Meğer her koyun gerçekten kendi bacağından asılmıyormuş; asılan koyun orada kaldığı sürece bulunduğu mahalleyi de kokutuyormuş. Çürük et kokusu sadece ona ait olmuyormuş; sokağa, eve, vicdana siniyormuş. Bir yerde yanlış normalleştiğinde, çürüme bireyle sınırlı kalmıyor; çevresini de zehirliyor. Bu yüzden bazı hatalar “kişisel tercih” diyerek geçiştirilemez, çünkü bedelini toplum birlikte ödüyor.

Kişisel gelişim elbette kıymetlidir. İnsan kendini tanımalı, sınırlarını bilmeli, potansiyelini fark etmelidir. Buna itiraz yok. Ancak bir noktadan sonra her şeyi bireyin omzuna yıktık. Başarısızlığı da, savrulmayı da, çöküşü de sadece bireysel eksikliklerin sonucu gibi anlatmaya başladık.

Oysa asıl soru şuydu ve biz bu sorudan ısrarla kaçtık:
Ya mesele baştan beri kişisel değil de toplumsal gelişim meselesiyse?

Son günlerde art arda yapılan uyuşturucu operasyonları, gözaltına alınan ve tutuklanan tanınmış isimler bu yüzleşmeyi daha da kaçınılmaz kılıyor. Bu tablo birkaç kişinin suça bulaşmasından ibaret değil; hepimize tutulan bir aynadır. Şöhretin, gücün ve görünürlüğün erdemle karıştırıldığı bir iklimde yanlış sıradanlaşır, doğru ise yalnızlaşır. Uyuşturucu yalnızca bedeni değil, iradeyi ve vicdanı da uyuşturur. Yapılan her operasyon, sadece bir güvenlik hamlesi değil; “nerede durduk, neyi ihmal ettik, neyi kaybettik?” sorularını sormamız gereken bir ikazdır.

Çünkü bağımlılık sadece bireysel bir sorun değildir.
Ahlaki çözülme yalnızca kişisel bir kusur değildir.
Bunlar; ortak değerlerin zayıfladığı, aidiyet duygusunun çözüldüğü, “biz” fikrinin yerini yalnız ve hoyrat bir “ben” anlayışının aldığı toplumlarda ortaya çıkar.

Toplumu ihmal ederek bireyi kurtaramayız.
Ahlak yalnızca kitaplardan öğrenilmez; kitaplar yol gösterir ama ahlak esasen yaşantıyla, örnekle ve birlikte yaşama kültürüyle öğrenilir.
Değerler sunumlarda değil; evlerde, sokaklarda, okullarda aktarılır.
Bir çocuğu sadece sınavlara hazırlarsanız, hayata hazırlamış olmazsınız.

Medeniyet; rakamlarla, tabelalarla, unvanlarla ölçülmez.
Medeniyet; bir toplumun sessiz kalanına kulak verip vermediğiyle, güçsüz olanı koruyup korumadığıyla anlaşılır.
Yanlışa alkış tutmamak, doğruyu yalnız bırakmamaktır medeniyet.

Belki artık yeni bir dil kurmanın vaktidir.
Daha ağır, daha sahici bir dilin…

Çünkü karakter inşa edilmeden kurulan her kariyer eksiktir;
vicdanla beslenmeyen her başarı, günü kurtarır ama geleceği kurtarmaz.