HER TAŞIN ALTINDAN O ÇIKIYOR: YİNE İDRİS NAİM ŞAHİN

Abone Ol

Türkiye’nin FETÖ hikâyesinde bazı tarihler vardır; üzerinden yıllar geçse de anlamı eksilmez.

7 Şubat 2012 bunlardan biridir.

O gün, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla başlayan süreç, sıradan bir adli soruşturma değildi. Devletin güvenlik mimarisinin içine yerleşmiş bir yapının, siyasi iradeyi doğrudan karşısına aldığı kırılma noktalarından biriydi.

O tarihte İçişleri Bakanlığı koltuğunda İdris Naim Şahin oturuyordu.

Şahin’in bakanlığı dönemindeki Emniyet teşkilatına ilişkin tartışmalar ise yıllar sonra TBMM Darbe Komisyonu kayıtlarına da girdi. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar, teşkilattaki FETÖ yapılanması konusunda Şahin’i uyardığını, ancak kendi uyarılarının dikkate alınmadığını anlattı. Kılıçlar’ın ifadesine göre göreve başladığında 81 il emniyet müdürünün 65-70 kadarının FETÖ bağlantılı olduğunu düşündüklerini, daha sonra bu sayının 75’e çıktığını söyledi.

Bugünden geriye bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

O yıllarda devletin en kritik güvenlik kurumlarından birinde ne olup bitiyordu?

Çünkü FETÖ’nün Emniyet içerisindeki yapılanması, 15 Temmuz gecesi ortaya çıkmış bir mesele değildi. TBMM Darbe Komisyonu raporuna yansıyan değerlendirmelerde, örgütün Emniyet başta olmak üzere devletin stratejik kurumlarına onlarca yıl boyunca sistematik biçimde yerleştiği anlatılıyor.

Şimdi aradan 14 yıl geçti.

Ve İdris Naim Şahin’in adı yeniden, bu kez çok daha farklı bir nedenle gündemde.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü Alihan Kuriş soruşturması kapsamında firari olarak aranan Hilmi Tuna Kuriş ve Erhan Yılmaz, yurt dışına kaçmaya hazırlanırken Marmaris Bozburun’da yakalandı.
Bilin bakalım yakalandıkları araç kime ait?!..
Tam isabet..
Bu araç, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adına 2030 yılına kadar “koruma aracı” olarak tahsisli..

Sıradan bir araçtan söz etmiyoruz burada.. Devletin eski bir İçişleri Bakanı’na sağladığı koruma statüsündeki, çakarlı bir araçtan söz ediyoruz.

Peki bu araç kimlerin kullanımındaydı?

Hangi gerekçeyle?

Kim tarafından tahsis edildi?

Kimlerin bilgisi vardı?

Bir eski bakanın koruma statüsündeki aracı, hakkında yakalama kararı bulunan kişilerin şehirlerarası hareketinde nasıl kullanılabildi?

Bak arkadaş durum ciddi..

Çünkü dün mesele 7 Şubat’ta devletin içine sızmış yapıyla mücadele idi.

Bugün ise aynı devletin sağladığı bir imkânın, hakkında benzer suçlamalar bulunan ve yurt dışına kaçmaya çalıştığı belirtilen kişilerin ulaşımında kullanılıyor.
İlk gün ne dedik; müslüman aynı delikten iki kez sokulmaz.
Sokulmasın da lütfen..

Bir zamanlar İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan bir isim, bugün koruma aracının firari şüphelilerin güzergâhında ne işi olduğunu açıklamak zorunda.

Bu bir suç isnadı değildir.

Ama ciddi bir siyasi ve idari sorudur.

Ve Türkiye artık bu soruların “haber” olarak kalmasını değil, cevabını bekliyor.

Çünkü devletin çakarı, devletin güvenliği için vardır.

Firariyi taşımak için değil.

Şimdi gözler İdris Naim Şahin’de.

Kapısının çalınıp çalınmayacağını değil;

bu aracın hikâyesini kimin, nasıl ve neden açıklayacağını bekliyoruz.