Bazı ölümler vardır, üzerinden yıllar geçse de insanın vicdanından silinmez. Güllü’nün ölümü de benim için böyle bir olay.
Güllü’nün ölüm haberini aldığım ilk günden itibaren bunun sıradan bir düşme vakası olmadığına inandım. O günlerde cinayet şüphesini açıkça dile getirdim. Bugün de aynı düşüncedeyim.
Güllü’nün öz kızı Tuğyan Ülkem Gülter hakkında, annesinin ölümüne ilişkin davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildiği belirtiliyor.
Bir anne düşünün… Evladını dünyaya getirmiş, büyütmüş, yıllarca onun için emek vermiş. Ve o annenin ölümüne ilişkin davada öz kızı hakkında böylesine ağır bir mahkûmiyet kararı verilmiş.
İnsanın aklı almıyor, vicdanı sızlıyor.
Ben Güllü’yü tanırdım. Yapımcılığını üstlendiğim birçok televizyon programına konuk ettim. Onunla sohbet ettim, aynı ortamda bulundum. Bu nedenle ölümünü yalnızca bir magazin haberi olarak değerlendirmedim.
Olayın ilk gününden itibaren gerçeğin ortaya çıkmasını istedim. Çünkü ortada kaybedilmiş bir insan hayatı ve cevap bekleyen çok ciddi sorular vardı.
TUĞYAN, SEN DE BİR ANNESİN! BİR ANNEYE NASIL KIYILIR?
Bu olayda beni en fazla sarsan konulardan biri de Tuğyan’ın kendisinin de bir kız evladı olması.
Tuğyan, sen de annesin!
Sen de bir çocuk dünyaya getirdin. Evlat sevgisinin ne demek olduğunu, bir annenin çocuğu için neler hissedebileceğini bilirsin.
Peki kendisi de anne olan bir insan, kendi annesinin ölümüne ilişkin böylesine korkunç bir suçtan nasıl mahkûm edilir?
Bir evlat, annesine nasıl kıyar?
Seni dokuz ay karnında taşıyan, büyüten, hastalandığında başında bekleyen, belki kendi hayatından fedakârlık ederek seni bugünlere getiren bir anneye…
Hangi öfke, hangi kırgınlık, hangi hesaplaşma bir insanın canından daha değerli olabilir?
Elbette ailelerde tartışmalar, kırgınlıklar yaşanır. Ama hiçbir anlaşmazlık, bir annenin hayatına son verilmesini haklı çıkaramaz.
Tuğyan suçlamaları reddediyor ve kendisini savunuyor. Hukuki başvuru hakları da var. Ancak hakkında verildiği bildirilen mahkûmiyet kararının vicdani ağırlığını görmezden gelemeyiz.
BİR GÜN KIZIN SANA SORARSA NE DİYECEKSİN?
Tuğyan’a sormak istediğim asıl soru şu:
Bir gün kendi kızın sana, “Anne, neden parmaklıkların arkasındasın? Anneanneme ne oldu?” diye sorduğunda ne cevap vereceksin?
O çocuğun gözlerinin içine nasıl bakacaksın?
Bugün belki yaşananların bütün ağırlığını anlayamayacak kadar küçük. Ama yarın büyüyecek, haberleri okuyacak, mahkeme sürecini öğrenecek.
Annesinin neden böyle ağır bir suçlamayla yargılandığını, anneannesinin neden hayatta olmadığını sorgulayacak.
O zaman ona ne anlatacaksın Tuğyan?
Burada en büyük üzüntülerimden biri de o küçük kızın yaşayabilecekleri.
Çünkü onun hiçbir suçu yok. Anneannesini kaybetti, annesi ise son derece ağır bir davanın merkezinde.
Hiçbir çocuk böyle bir acının gölgesinde büyümeyi hak etmiyor.
İnsan yalnızca kendi hayatından değil, evladının geleceğine bırakacağı izlerden de sorumludur.
HERKES ANNE BABA OLAMAZ, DEMEK Kİ HERKES EVLAT DA OLAMIYOR!
Toplumda hep söyleriz: Herkes anne baba olamaz.
Çünkü anne baba olmak yalnızca çocuk dünyaya getirmek değil; sevgi, merhamet, fedakârlık ve sorumluluk demektir.
Ama bu olay bana başka bir gerçeği daha düşündürdü.
Evet, herkes anne baba olamaz. Bu olaydan gördüğüm kadarıyla herkes evlat da olamıyor!
Evlat olmak yalnızca aynı kanı taşımak, aynı soyadını kullanmak değildir. Bir annenin emeğini bilmek, ona saygı duymak, varlığının kıymetini anlamaktır.
Hiçbir anne kusursuz değildir. Hiçbir ailede her şey dört dörtlük yaşanmaz. Ancak ne yaşanırsa yaşansın, bir insanın yaşam hakkı her şeyin üzerindedir.
Güllü’nün ölümüne ilişkin bu davanın insanları bu kadar sarsmasının nedeni de bu.
Bir tarafta hayatını kaybeden bir anne, diğer tarafta ağır bir suçtan mahkûm edildiği bildirilen öz kızı ve bütün bu yaşananların ortasında kalan küçük bir çocuk…
Bundan daha acı bir aile tablosu düşünmek gerçekten zor.
SULTAN’IN İFADELERİ, TUĞYAN’IN İNKÂRI!
Davanın en dikkat çekici noktalarından biri de olay gecesi evde bulunan Sultan Nur Ulu’nun anlatımlarıydı.
Sultan, Tuğyan’ın Güllü’yü kalçasından ve bacaklarından kavrayarak pencereden aşağı attığını iddia etti.
Tuğyan ise annesini öldürdüğü suçlamasını kabul etmedi. Avukatları, tanık ifadelerindeki çelişkileri, bilirkişi raporlarını ve olayın oluş biçimini gündeme getirdi.
Güvenlik kamerası kayıtlarında duyulduğu belirtilen “Hadi görüşürüz” sözleri de tartışmaların önemli başlıklarından biriydi.
Dosyada birbirinden farklı anlatımlar ve ciddi iddialar vardı. Paylaşılan bilgilere göre mahkeme, değerlendirmesini yaparak Tuğyan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmetti.
Elbette yargı kararlarının üst mahkemelerde incelenmesi ve kesinleşmesi ayrı bir hukuki süreçtir. Herkesin savunma hakkına saygı duyulmalıdır.
Ancak Güllü artık hayatta değil. O gece neler yaşandığını kendi ağzından anlatamayacak.
Bu nedenle olayın bütün yönleriyle aydınlatılması, hem adalet hem de Güllü’nün hatırası açısından son derece önemli.
İYİ Kİ GÜLLÜ’NÜN SEVENLERİ VARDI!
Bu süreçte özellikle altını çizmek istediğim bir konu daha var.
İyi ki Güllü’nün sevenleri onun ardından hakkını savundu!
İyi ki sorular sordular, olayın aydınlatılmasını istediler, Güllü’nün ölümünün unutulmasına izin vermediler.
Bir sanatçının gerçek zenginliği yalnızca kazandığı para ya da gördüğü alkış değildir. Asıl zenginlik, arkasında bıraktığı sevgidir.
Güllü’nün sevenleri de bu sevgiyi gösterdi.
Onun şarkılarını dinleyenler, hayatına dokunduğu insanlar, ölümünün ardından adalet isteyenler Güllü’nün hatırasına sahip çıktı.
Ben de Güllü’yü tanıyan, programlarına konuk eden bir yapımcı olarak bu olayın ilk gününden itibaren takipçisi oldum.
Çünkü bir insanın ölümü, hele ki böylesine ciddi şüpheler ve iddialar varsa, sıradan bir haber gibi geçiştirilemez.
Güllü geri gelmeyecek. Şarkıları kalacak, hatıraları kalacak, sevenlerinin yüreğindeki yeri kalacak.
Ama geride kalan acının büyüklüğü de unutulmayacak.
TUĞYAN, BİR GÜN EVLADININ GÖZLERİNE BAKTIĞINDA…
Son olarak Tuğyan’a bir kez daha seslenmek istiyorum.
Bugün suçlamaları reddediyor olabilirsin. Kendini savunmak ve hukuki mücadele vermek en doğal hakkın.
Ama bir gün kızın büyüyüp sana anneannesini sorduğunda, bu davanın neden yaşandığını öğrenmek istediğinde, ona vereceğin cevabı hiç düşündün mü?
Keşke bugün Güllü hayatta olsaydı. Keşke bir anneyle evladının adı böyle korkunç bir davayla yan yana gelmeseydi.
Ama artık hiçbir keşke Güllü’yü geri getirmeyecek.
Bu olaydan benim çıkardığım en acı ders şu:
Herkes anne baba olamaz derdik. Meğer evlat olmak da yalnızca dünyaya gelmekle olmuyormuş.
Ne diyelim…
Allah her şeyin hayırlısını versin. Allah kimseyi evladıyla böyle ağır bir imtihana düşürmesin.
Güllü’ye Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır diliyorum.
İyi ki onu sevenler vardı. İyi ki ölümünün aydınlatılmasını istediler. İyi ki onun hatırasına sahip çıktılar.
Ben de Güllü’yü unutmayacağım.
Çünkü bir insanın hayatı hiçbir öfkeden, hiçbir kırgınlıktan, hiçbir hesaplaşmadan daha değersiz değildir.
Hele ki o insan, sizi dünyaya getiren annenizse…
Güllü’yü unutmayacağız.