HOLLYWOOD’UN SAVAŞ HİKAYESİ

Abone Ol

Savaşın gerçek yüzü çoğu zaman kadrajın dışında kalır. Perdede gördüğümüz şey ise kahramanlıkla süslenmiş bir hikâyedir.

Savaşlar yalnızca cephede kazanılmaz. Bazen bir film sahnesinde başlar. Hollywood bunu çok iyi bilir. Zira modern çağda propaganda artık broşürlerle değil, gişe rekorlarıyla yapılır. Tankların yerini kameralar, generallerin yerini senaristler alır.

Seyirci sinema salonuna bir hikâye izlemeye girdiğini sanır. Oysa çoğu zaman kendini bir algı çemberinin içinde bulur. Hollywood yıllardır savaşları anlatırken aynı anlatıyı tekrar eder. Dünyayı kurtaran bir Amerikan askeri, ahlaki olarak haklı bir operasyon ve “zor ama gerekli” bir müdahale.

Vietnam’dan sonra bozulan Amerikan imajı sinema aracılığıyla yavaş yavaş tamir edildi. 1980’lerde çekilen filmler bunun en açık örneğidir. Rambo, Vietnam’ın travmasını tersine çevirir. Savaşın kaybedilmediğini, sadece “politikacıların hata yaptığını” anlatır. Gerçek tarih anlatılmaz, rahatlatıcı bir hikaye sunulur.

Bu noktada Hollywood ile Pentagon arasındaki ilişki de artık gizli bir şey değildir. ABD Savunma Bakanlığı, “askeri ekipman” ve “teknik destek” sağladığı filmlerin senaryolarını inceleme hakkına sahiptir. Yani bazı savaş filmleri aslında yalnızca bir sanat ürünü değil, onaylanmış operasyon kararlarıdır.

Bunun sonucunda seyirci savaşın gerçek yüzünü değil, sinematografik versiyonunu görür. Sivil kayıplar çoğu zaman kadrajın dışında kalır. Bombalar dramatik müzik eşliğinde düşer. Böylece savaş, insanlık trajedisinden çok bir kahramanlık hikâyesine dönüşür.

Gerçek savaşın estetiği yoktur. Belki de bu yüzden bazı yönetmenler bu parlak anlatıyı kırmaya çalışıyor. “Jarhead”, “The Hurt Locker” veya “Civil War” gibi filmler savaşın zafer değil, boşluk ve anlamsızlık ürettiğini gösterir. Yine de bu filmler hâlâ büyük propaganda makinesinin yanında küçük kalır.

Ssinema sadece eğlence değil, aynı zamanda bir hafıza üreticisidir. Ve eğer hafıza sinema tarafından yazılıyorsa, tarih bazen kurguya dönüşebilir. Bu noktada aklıma gelen bir soru var. Biz gerçekten savaş filmleri mi izliyoruz, yoksa bize sunulan bir savaş hikayesini mı?