Homeros’un mürekkebi, Nolan’ın kamerası...
The Odyssey
Yılın sinema olayı; Christopher Nolan imzalı The Odyssey nihayet vizyona girdi. Kariyeri boyunca insan zihninin labirentlerinde, zamanın büküldüğü koridorlarda ve uzayın derinliklerinde dolaşan yönetmen, daha önce böylesi mitolojik ve epik bir işe imza atmamıştı. Sinema tarihinin en iddialı yapımlarından biri olarak, batı edebiyatının kurucu metinlerinden Homeros’un "Odysseia Destanı"nı beyazperdeye taşıyan Nolan, geleneksel anlatı sınırlarını ne denli zorlayabileceğini de ispatlıyor. 6 farklı ülkede, 91 günde çekilen The Odyssey, izleyiciyi yaklaşık üç saatlik, mitolojik bir yolculuğa çıkarıyor.
Film, Truva Savaşı’nın ardından evine dönmeye çalışan İthaka kralı Odysseus’un ve geride bıraktığı ailesinin yirmi yıla yayılan trajik ve fantastik öyküsünü merkezine alıyor. Truva’nın düşüşünden sonra denizlerde on yıl boyunca kaybolan Odysseus, tanrıların gazabı, doğaüstü canavarlar, cadılar ve kendi askerlerinin hırslarıyla savaşırken; evinde sadık eşi Penelope, krallığı ele geçirmek ve kendisiyle zorla evlenmek isteyen açgözlü taliplerle mücadele etmek zorunda kalır. Babasını hiç görmeden büyüyen oğlu Telemachus ise bir yandan saraydaki bu istilacı güruha karşı durmaya çalışırken, diğer yandan babasının akıbetini öğrenmek için kendi içsel ve fiziksel yolculuğuna çıkar. Eve dönüş arzusunun fiziksel bir seyahatten öte, insanın kendi benliğini ve ahlaki pusulasını yeniden bulma savaşı olduğunu işleyen filmde; tek gözlü dev ‘Polyphemos’, büyücü ‘Kirke’, ‘Kalypso’, ‘Syrenler’, ‘Skylla’ ve ölüler dünyasına yapılan yolculuk gibi mitolojinin unutulmaz durakları yalnızca fantastik ögeler olarak kullanılmıyor; Odysseus'un vicdanıyla, pişmanlıklarıyla ve savaşın ruhunda açtığı yaralarla ilişkilendiriliyor.
Senaryoyu kaleme alırken, uzun süredir birlikte çalıştığı ve filmlerinde kilit rol oynayan kardeşi Jonathan Nolan’dan bağımsız hareket eden Christopher Nolan bu tercihle, alışılan matematiksel kusursuzluk, felsefi derinlik ve incelikli diyalog yapısından ödün vermiş görünüyor. Homeros’un “Odysseia”sı; insan doğasını, kibri, sabrı ve tanrısal iradeyi epik şiir diliyle, her dizesinde derin alegoriler barındıran muazzam bir edebi katmanla işler. Kardeşinin yokluğunda kalemi tek başına alan Nolan ise bu edebi derinliği sinematik repliklerle beslemek yerine, karakterlerin ağzına fazla modern, düz ve açıklayıcı diyaloglar yerleştirmiş. Karakterler antik dünyanın destansı ağırlığıyla konuşmak yerine, günümüz sinemasının anlatı kalıplarına sığınan, olayları izleyiciye aktarmaya programlanmış daha düz cümleler kuruyorlar. Orijinal destan metnine sadık kalma arzusuyla oldukça bağımlı bir anlatı yapısı inşa eden yönetmen, görsel olarak büyüleyici anlar sunuyor ancak bu durum da filmin genel ritminde yer yer epizodik bütünlük sorununa yol açıyor.
Christopher Nolan, tamamı IMAX 1570 kameralarla, en yüksek çözünürlüklü analog film formatıyla çekilen ilk uzun metrajlı yapım olma özelliğini taşıyan The Odyssey ile hikâye anlatımındaki özgünlüğünü ve teknik dehasını bir kez daha konuşturuyor. 640 kilometre ham görüntüden kesilen film, yüksek tempolu ve dinamik kurgusuyla, üç saate yaklaşan süreyi neredeyse hissettirmiyor. Ancak, türün mihenk taşlarından, Wolfgang Petersen imzalı Troy (2004) filminin akıllara kazınan, koreografik açıdan görkemli savaş sekansları düşünüldüğünde, Nolan’ın eseri epik anlatının ihtiyacı olan çarpışma hissini ve savaş sahnelerini vermekte biraz daha zayıf kalıyor. Yakın zamanda, aynı mitsel temeli çok daha durağan, karakter odaklı ve oda tiyatrosu estetiğiyle işleyen Uberto Pasolini imzalı The Return (2024) ile kıyaslandığındaysa, The Odyssey, prodüksiyon ölçeği ve teknik maharetiyle adeta perdede devleşiyor. Eksikliklerine rağmen, tarihi epikler ve mitolojik dünyalar dendiğinde akla gelen ilk isim olan Ridley Scott’ın uzmanlık alanına giren Nolan, bu janrda da rüştünü ispat ediyor.
Denizleri aşan ancak geçmişini aşamayan ‘Odysseus’ rolünde Matt Damon, karakterin psikolojisini, acısını ve eve dönüş arzusunu yansıtmada son derece başarılı ve karaktere çok uygun bir portre çiziyor. Yine de, bu rol için düşünüldüğü bilinen Matthew McConaughey’nin, aurasıyla bu karaktere çok daha fazla yakışabileceğini düşünenlerdenim. ‘Telemachus’ rolündeki Tom Holland ise ne yazık ki karakterin ağırlığını taşımakta zorlanıyor. İzleyici, ekranda mitolojik bir kahramanın oğlundan çok ‘Spider-Man’ izliyormuş hissiyatından kurtulamıyor. Anne Hathaway, Robert Pattinson, Zendaya, Charlize Theron, Elliot Page, Mia Goth, Jon Bernthal, Himesh Patel, Lupita Nyong'o gibi önemli isimlerden oluşan ansambl cast, filme büyük bir görkem katmakla birlikte bazı oyuncuların ekran süresini fazlasıyla kısıtlayarak adeta birer ‘cameo geçidi’ etkisi yaratıyor. Kadrodaki en büyük ve en tatlı sürpriz ise ‘Agamemnon’ rolündeki Benny Safdie…
Christopher Nolan’ın vazgeçilmez yol arkadaşı Hoyte van Hoytema’nın sinematografisi gerçekten büyüleyici. Klasik mavi deniz tonlarından kaçınarak yaratılan deniz atmosferi, set ve prodüksiyon tasarımları, mekan kullanımı filmin dünyasını tamamen gerçek kılıyor. Ancak, çekim sürecinde de çokça eleştirildiği üzere, kostümlerin dönem şartlarını yansıtıp yansıtmadığı konusu hala şüpheli. Ludwig Göransson’un epik müzikleri izleyicinin ruhunu sararken, kimi zaman Odysseus’un iç sesine de dönüşüyor. Ses miksajında ise bazı diyalogların, müziğin ve ses efektlerinin arkasında ezildiği hissediliyor. Mitolojik yaratık tasarımlarında inanılmaz bir vizyonerlik söz konusu; özellikle tepegöz ‘Polyphemos’, adadaki yamyam devler olan ‘Laistrygonlar’, baştan çıkarıcı ‘Syrenler’ ve ölüler diyarı tasvirleri sinema tarihine geçecek görsel efekt ve makyaj işçilikleriyle hayat buluyor.
Ezcümle; yaklaşık 250 milyon dolarlık bütçesiyle yönetmenin en pahalı yapımlarından biri olan The Odyssey, Homeros’un mürekkebi ile Nolan’ın kamerası harmanlanarak bir başyapıta dönüşmüş. Sinema salonlarının neden hâlâ hayati olduğunu kanıtlar nitelikteki film, yönetmenin filmografisinde Interstellar ve InceptionThe Odyssey, şunun altını çiziyor: İthaka, sadece varılacak bir liman değil, insanın kendi karanlığıyla yüzleştiği son cephedir.