HUKUK HEPİMİZE, ADALET İSE HUKUK’A LAZIM

Abone Ol

Hukuk ve adalet devletin en önemli mekanizmalarından ikisidir. Hukuk sistemi büyük ve kadim deneyimlerin sonucunda toplumu ortak bir yaşayış biçimi ile kontrol edebilmek, bireysel toplumsal uyumu sağlamak, toplumun ortak yaşaması için standartlar demek. Hukuk, toplumsal birlikteliğin toplumun ortak kararı ile ahlak, toplum töresi ve yasalar çerçevesinde kurulabilmesi için konulmuş kurallar ve bu kuralların toplum adına uygulanması demek.

İşte bu sebeple hukuk, toplumdan topluma, devletten devlete, milletten millete değişebilir. Evrensel olarak insanlığın temel ve ortak kuralları dışında kalanlar o milletin dini inancı, ahlaki bakış açıları ve geçmişten gelen deneyimleri ile farklılaşabilir. Hukuk sadece uygun olmayan bir eylemin karşılığında belirlenmiş yaptırımlar değildir aynı zamanda ortak yaşamın, karşılıklı ilişkilerin, toplumsal mutabakatın koruyucu belgeleridir.

Adalet ise toplumsal yaşamanın ikinci vazgeçilmezidir. Çünkü toplumsal mutabakat eşitlik ve haklıya hakkını, haksıza cezasını verebilmek demektir. Bunun olmadığı yani adaletin olmadığı bir hukuksal düzen ve toplumsal mutabakat söz konusu olamaz. Hukukun(!) olduğu ama adaletin olmadığı siyasal durumu biz diktatörlük, totalitarizm ya da oligarşi olarak tanımlıyoruz. Bu yönetimlerde adalet yoktur, kanunlar halkı değil yöneticiyi korur, hak aramak iyi karşılanmaz.

Ülkemizde son aylarda yapılan birçok operasyon hukuk ve adalet eşitliğini gözler önüne serdi. Sanatçıları kapsayan uyuşturucu operasyonu, birtakım gazetecilerin tutuklanması ile sonuçlanan tehdit rüşvet operasyonları, bir merkez Valisi’nin ve Emniyet Müdürü’nün karıştığı cinayet ile ilgili yürütülen soruşturmalar. Geçmişte faili meçhul kalmış birçok dosyanın üzerine yeniden gidilmesi hukukun adalet ile çalıştığını ortaya koyuyor. Üstünlerin hukuku algısı bu son operasyonlar ile hukukun üstünlüğünü gözler önüne seriyor.

Tüm tutuklananlar için hukuki süreç devam ettiği için üzerinde konuşmak suçsuzluk karinesine uymaz, ayrıca bir gazeteci olarak benim etik ilkelerime de uymaz, o nedenle bu konuda konuşmak istemiyorum. Mahkemelerimiz “Türk Milleti” adına zaten kararlarını verecekler. Bu kararları okuyunca birkaç cümle ederiz. Ancak toplumsal ortaklığı, millet bilincini ve özgürlük amaçlarımızı bozan her olay ve kişinin karşısında olduğumuzu herkes bilmeli.

Kadına çocuğa yapılan en ufak eylemin şiddetle cezalandırılmasını, sokakların, gençlerimizin uyuşturucudan, çetelerden korunmasını, tüyü bitmemiş yetim hakkını harcayanların hırsızlıklarına engel olunmasını, sanat ya da gazetecilik mesleklerini zan altında bırakan kriminal meselelerin önlenmesini istiyoruz, çünkü biliyorum ki bizi bir arada tutan toplumsal ahlak da bunu istiyor. Bu nedenle son aylarda gerçekleşen operasyonlar toplumda önemli bir destek buluyor.

Gazeteci diye, sanatçı diye ya da seçilmiş siyasetçi olduğu için yasalar karşısında farklı davranmak hukuksal olabilir ama adaletli olamaz. Bir siyasi partiyi, bir gazeteciyi, bir sanatçıyı sadece mesleklerinden ya da popüler olmalarından ötürü koruyup kollamak halkın hukuka inancını çok zedeler. Bu Cumhuriyet’te yaşayan herkes hukuk karşısında aynıdır.

Bu mutabakatın ve adalet anlayışının bozulmasına izin vermemek, millet olarak daha huzur içerisinde yaşamamızı sağlar. Suç işleyen cezasını görmeli. Bunun gerçek savunucuları sadece hukuk adamları değil aynı zamanda halk olmalı. Çünkü suçtan en çok masum ve hukuka saygılı halk zarar görür. Gazeteci olarak benim görevim de kişilere takılıp kalmadan hukuk ama adaletli hukuku savunmaktır.

Toplumsal barışın, hukuk koruması altında adalet ilkelerinden vazgeçmeden yaşamanın tüm halk yığınlarına huzur getireceğini, devlete olan güven ve inancı arttıracağını herkesin anlaması gerekiyor. Bu nedenle son aylarda Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek, Savcı ve Emniyet görevlilerimizin bu kararlı tutumunu, yasadışılık ile yapılan mücadeleyi çok anlamlı buluyor ve destekliyorum.

Hukuk hepimize, adalet ise hukuka lazım.