HUKUK SİZİ NEDEN KORKUTUYOR

Abone Ol

Türkiye'de artık hukuk gerçek manasıyla uygulanıyor.

Kanunlar lafzı ile değil ruhu ile uygulanıyor.

Yani kanunlar öyle uygulanıyor ki, gerçekten toplumsal düzenleyicilik rolü ile bireylerde ve toplumda bir karşılığı oluyor. Sadece kağıt üstünde yazılı bir norm olmaktan öteye geçiyor, kişiler hukuki güvenliği hissederek toplum içinde onun rahatlığı ve kanunlara uymanın sorumluluğu kapsamında hareket ediyor.

Toplumda birçok kişiyi mağdur eden başta şiddet olmak üzere suç teşkil eden eylemlerde, savcılığı dahi görmeden emniyetten salıverilmeler, suya sabuna dokunmadan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar tarihe karıştı.

Yani kanunlar kağıt üzerindeki işlevsiz, karşılıksız statükosunu geride bırakarak, her Türk vatandaşının koruma ve diğer yandan kanunların ihlal edilmesinin önlenmesi bakımından çekinme ve sorumluluk alanını gerçek bir hukuk devleti anlayışı ile genişletti.

Gelinen noktada, güçlülerin hukuku kapsamında uygulanan kanunlar değil, herkese eşit ve adil uygulanan kanunlar söz konusu.

Böyle bir durumda, hukuktan ve kanunların usulüne uygun şekilde uygulanmasından kim rahatsız olur ve korkar ?

Kanunları ihlal edenler, suç işleyenler rahatsız olur ve korkar ki, hukukun temel işlevlerinden birisi budur.

Geçtiğimiz günlerde yine ezber bozan, önemli bir soruşturma ve bu kapsamda operasyon haberi ile güne başladık.

İddia ciddi ; Beyaz et üreticisi olan birçok firma, örgüt organizasyonu ile anlaşarak, piyasa bozucu eylemlerle, ürettikleri mamullerin fiyatlarını manipüle ettikleri, bu yönde tanzim edilen birçok Rekabet Kurumu rapor ve farklı resmi kuruluşların çalışmaları ile ortaya konmuş.

Dosyaya konu mamul fiyatları incelendiğinde, birçok firmanın birlikte hareket ederek aynı anda fahiş fiyat artışı yaptığı ortaya konmuş.

Türk Ceza Kanunu 237. madde bakın ne diyor ;

''(1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir.

(2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza yarısı oranında artırılır.

(3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca yarısı oranında artırılır.''

Ancak yukarıda kanuni düzenlemesi belirtilen suçun, organize ve örgüt hiyerarşisi kapsamında işlendiği yolunda ciddi ve kuvvetli deliller olduğu söyleniyor.

Ortada ciddi bir suç iddiası var. Ama işin en kritik yanı bu suç, milletin boğazındaki lokmayı hedef alan, başta dar gelirli tüketici olmak üzere milletin her kesimini mağdur etme tehlikesi olan bir suç.

Bu operasyon muhalif kesimi çılgın bir reaksiyon,savunma ve soruşturmaya karşı da karalama kampanyası yapma konusunda, nedeni anlaşılamayacak şekilde motive etmiş olacak ki, günlerdir sabah akşam tavuk diye yatıp kalkıyorlar.

Ağız birliği ile en sık söylenen yalana öncelikle cevap vermek gerekirse, bu soruşturma kapsamında hiçbir şirkete el konmadı.

Ceza Muhakemeleri Kanunu 133. madde kapsamında ; bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Soruşturma kapsamında atanan kayyım burada belirtilen denetim kayyımıdır. Faaliyetleri kanuna uygun hiçbir şirketin bu uygulamadan rahatsız olmasına gerek yok. Suç faaliyeti içinde olan şirketlerin de bu uygulama ile bu faaliyetleri durduracağı açıktır.

Peki anayasal tanımı sosyal devlet olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, gıda tüketim güvenliğini, kartel oluşturarak tehdit ettikleri iddia edilen kişi ve kurumların soruşturulması ve yeterli şüphe varsa kovuşturulması mutlak şekilde doğru olan değil midir?

Şimdi canhıraş bu soruşturmanın şüphelilerine gönüllü avukatlığa soyunan sosyal medya kahramanlarına şunu sormak lazım; Siz hala Türkiye'de güçlü olanın, zengin olanın, kuvvetli ilişkileri olanın, büyük sıfatlara, sosyal statülere sahip olanın, kanunlardan ve bu kapsamda uygulanan yaptırımlardan muaf olduğunu mu düşünüyorsunuz? Böyle düşünenler yanılıyor ve yanıldıklarını gelecek günlerde çok daha iyi görecekler.

Kanunların uygulanmasından çıldıran bu sesi gür çıkan azgın azınlık yine hep bir ağızdan Adalet Bakanı Akın Gürlek'i ve ekibini hedefe koymuş vaziyette.

Tam böyle bir dönemde, bu güruhun yardımına Avrupa Parlamentosu yetişti.

Yıllardır Türkiye'ye düşmanlık yapan ne kadar kişi, kuruluş ya da örgüt varsa hamiliğine soyunan Avrupa Parlamentosu, Akın Gürlek'i yaptırım listesine almayı düşündüğünü bildirmiş. İşin ilginç yanı ise Slovenya'da siyasi bir meczup haline gelmiş, tartışmalı para yardımlarını ve yaptığı harcamaların açıklamalarını yapamayarak Slovenya'da partisini felakete uğratan Viladimir Prebilic bu yaptırım kararını dillendirerek ve Türkiye düşmanlığını alevlendirerek, siyasi popülaritesini geri kazanmaya çalışıyor.

İnsan bu trajikomik hale hayret ediyor.