Huzursuzlar

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde onca kalabalıklar içinde yalnız kalmışları, “Kimsesizler”i yazmaya gayret etmiştim. Şu ortamda da “Huzursuzlar”ı yazmaz isem çok büyük eksiklik olacak.

Epey zamandır insanlarda tarifi mümkün olmayan bir huzursuzluk var. “Tek sebebi şudur veya budur” denilemeyecek kadar girift bir sorun.

Meseleyi tam olarak tespit veya teşhis edemesek de buna düçar olmamız ile alakalı üç-beş kelam edebiliriz.

Bilhassa bizim mahalle diyebileceğimiz kesimde anlamsız bir huzursuzluk giderek artıyor.  “Kim bu huzursuzlar?” , “Bu insanlar neden huzursuz?”, “Bu huzursuzlukların ilacı ne?”

Bu huzursuzluk daha çok orta ve ortanın üzeri yaşta olanlarda kendini fazlasıyla hissettiriyor.

Yani en azından bundan 15-20 yıl öncesine kadar pek çok bela, musibet ve dayatmalar karşısında “dik duran, geri adım atmayan” kimseler dahi kendilerini huzursuz ve çaresiz hissediyor.

Bir kesimin huzursuzluğu gidişata engel olamamaktan, dava/yol arkadaşlarına bir şeyleri anlatamamaktan kaynaklanıyor.

Başka bir kesimin huzursuzluğu ise herkesin çok kolay istifade ettiği nimetlerden (!) yeterince istifade edememekten kaynaklanıyor.

Her hal ve kârda kurulu düzene/sisteme/rejime angaje olmamakta kararlı olanların dahi direnemediği, hatta bazılarının “Kraldan çok kralcı” kesildiği bir süreci hep birlikte çaresizlik içinde yaşıyoruz. Buna direnme niyetinde/çabasında olanların pek şansları da yok gibi görünüyor.

Kaliteli, iyi, güzel ve sağlam insanları müsvedde gibi buruşturup bir kenara fırlatırsan kalitesiz, kötü, çirkin ve çürüklerin parlatılıp-cilalandığı, makyajlandığı ortama mecbur kalırsın.

Aynı dava, aynı ideal uğruna ölümü göze aldıklarını yüksek sesle ifade edenlerin birbirleri ile anlaşamadığı, birbirlerine tahammül edemediği bir ortamda farklı huzursuzlukların yaşanmaması da mümkün değil.

Allah’ın (cc) ayetlerini yüksek sesle okuyup, gerektiğinde hasım gördüklerine karşı (bir silah/bir tehdit, bir parmak sallama unsuru gibi) kullanmaktan geri durmayanlar maalesef Rabbimizin bize hitabını anlamak istemiyorlar. Herkesin hemen her konuda sonuna kadar yalnızca kendini haklı gördüğü şu ortamda da her türlü huzursuzluğun tek çaresi yine kutsal kitabımızda:

 “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (ÂLİ İMRÂN Suresi: 103)

Huzursuzlukları ortadan kaldırmak, huzuru bulmak veya “huzur bulmak” için evvela söylediklerimizi içselleştirmek ve bizzat kendi hayatımızda tatbik etmekten başka çıkar yol yok.

İyilik ve güzellikler sizinle olsun. “Sırat-ı müstakim” (Allah’ın razı olduğu en doğru yol) tek yolumuz olsun.