İç parçalanma ve istila

Abone Ol

Tarihte adeta doğruluğu ispat gerektirmeyecek -aksiyom- şeylerden biri, bir devletin ya da toplumun içerden parçalanmasıyla uğradığı yenilgi, istila, işgal ve ilhaklardır.

Asabiyesi çok güçlü küçük bir gurubun bile iç parçalanma yaşamadığında neleri kazandığına dair, tarihte çok ilginç hikayeler vardır.

Bunun için Roma’yı dize getiren Hannibal’in ordusuyla Roma ordusunu mukayese edebilirsiniz.

Yine Hz. Muhammed’in birlikleriyle müşriklerin askerleri arasındaki büyük sayısal farklara dikkat edebilirsiniz.

Tarık B. Ziyad’ın Endülüs’ü fethinde yaşanan şey de sayısı az ama bağları güçlü ordunun başarısı olarak dikkatlerinizin hep odağında kalabilir.

Osmanlı’nın küçük bir boydan nasıl bir imparatorluğa evrildiğinin izini iyi takip ettiğinizde, benzer bir sonuca ulaşacağınız muhakkaktır.

Ve en son örnek, Gazzeliler ile Katil İsrail arasındaki uçurum seviyesindeki farka rağmen, nasıl destan yazdıklarına baktığınızda da neyi kastettiğim çok net olarak anlaşılacaktır.

İbn Haldun’un “asbiye” olarak tarif ettiği o iç dayanışmanın kuvvetinden bahsediyorum elbette.

Peki, ya o iç dayanışma, birlik ruhu çeşitli sebeplerle -çıkarlar, iktidar mücadeleleri, mezhepsel kavgalar vs.- bozulduğunda ne oluyor?

Gelin şimdi bir de madalyonun öbür yüzüne, çeşitli örneklerle bakalım.

Roma İmparatorluğunu tarihten silen şey iç kavgalar değil miydi; son kalıntısı Bizans’taki kardeş kavgalarının da neye mal olabileceğini Fatih Sultan Mehmet göstermemiş miydi?

Endülüs’ü kaybeden Vizigotların hali neydi peki?

Ya sonra Müslümanların Endülüs’e hazin ve acı dolu vedalarının sebebini düşündük mü hiç?

Hristiyanlar arasındaki birlik güçlenirken, Müslüman Emirliklerin birbirine düşmesinin nelere mal olduğunu, Endülüs örneğinden daha iyi anlatacak var mıdır?

Birini yendikçe diğeri için çok daha büyük bir motivasyona dönüşen yenme azmi, dağınık ve kavgalı Endülüs Müslümanlarını tarumar etti ne yazık ki?

Ya Kafkaslar ve Orta Asya’daki Türk Hanlıklarının hazin sonu nasıl oldu dersiniz?

Orada gerçekleşenin, Endülüs’tekinden pek de farkı yoktu.

Orada da Türk Hanlıklarının birbirileriyle olan iç çekişmeleri vardı zira.

Dağınık Rus Knezlikleri Moskova Knezliği etrafında teker teker toplanırken, Türk Hanlıkları birbirlerini yenmek ve koltuğu ele geçirmek için uğraşıyorlardı.

Kont Nikolay Pavloviç İgnatyev de salyalarını akıtarak bu parçalanmalardan bahsediyordu.

Neticede 1860’a gelindiğinde Kafkaslarda ve Orta Asya’da tek bir hanlık bile kalmamıştı.

Osmanlı’nın Balkanları kaybedişindeki hikâye de çok farklı değildi.

Osmanlı’nın cihan hakimiyetini kaybedişi de öyle.

Bugün Müslümanların dağınık hallerine bakınca, göreceğiniz şey de yine aynı hakikattir.

Siyonist Hristiyanlarla Siyonist Yahudilerin ittifakı güçlenirken birçok Müslüman devleti de -körfez sermeyesi başta olmak üzere- rolü diğerine kaptırmamak için birbiriyle uğraşıyor.

Hatta bu uğraşta biraz daha öne geçebilmek için ABD gibi bir zorbanın desteğini hak etmede de bir yarış içinde olarak.

“Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” hadis-i şerifinin işaret ettiği hakikati unutan Müslümanlar, bugün acı ve ızdırap içindedirler.

Kurtuluş reçetesi oracıkta öylece durup dururken, nefislere yenilmek, ne acı ne elem verici bir hastalıktır…

Zalimin en büyük gücü, işte Müslümanların bu dağınıklığıdır…

Vesselam…