İDDİALAR BÜYÜYOR... BU KADARINA DA PES DOĞRUSU!

Abone Ol

Ya bu kadarına da pes diyorum artık. Haluk Levent ile ilgili her gün yeni bir şey öğreniyorum. Duyduklarım karşısında şok yaşıyorum. Ancak burada önemli bir ayrımı en baştan yapmak gerekiyor. Aşağıda yer verdiğim anlatımların önemli bir bölümü kamuoyuna yansıyan bilgiler ile bana ulaştırılan ve bağımsız olarak doğrulanmış yargı kararları niteliğinde olmayan iddialardan oluşmaktadır. Bu nedenle kesinleşmiş bir olgu olarak değil, iddia kapsamında değerlendirilmelidir.

Ama önce geçmişte kamuoyuna yansıyan hukuki süreci bir hatırlamakta fayda var.

Haluk Levent ilk hapis cezasını 1997 yılında aldı.

Karşılıksız çek düzenlediği gerekçesiyle Antalya'da yakalanarak cezaevine gönderildi. Adana Karataş ve Metris Cezaevlerinde kaldı ve yaklaşık 9 ay 10 gün hapis yattıktan sonra 10 Nisan 1998 tarihinde tahliye edildi.

Haluk Levent, 2 Temmuz 2010 tarihinde ise 600 bin liralık icra borcunu ödemediği gerekçesiyle yeniden gözaltına alındı. Aynı gün Ümraniye Cezaevi'ne gönderildi. Bu dönemde kesinleşmiş cezası nedeniyle yeniden cezaevinde kaldığı kamuoyuna yansıdı.

Gelelim kimsenin bilmediğini iddia ettiği ve bana ulaştırılan bilgilere...

O dönem aynı cezaevinde kaldığını söyleyen bir kişinin anlattıkları gerçekten insanı hayrete düşürüyor. Anlatılanları daha sonra farklı kişilerden de teyit ettirmeye çalıştım. Ancak bunların bağımsız makamlarca doğrulanmış bilgiler olmadığını özellikle belirtmek isterim.

İddiaya göre Haluk Levent'in kumar bağımlılığı cezaevindeyken bile devam ediyordu.

İddiaya göre Adana Karataş Cezaevi'nin karşısında bulunan bir eczane ile irtibat kurulmuştu. Cezaevinin yüksek duvarlarına rağmen belirli saatlerde avluya çıkan Haluk Levent'in, at yarışı oynanması için jokey ve at isimlerini duvarın diğer tarafına attığı, eczane çalışanlarının da bu isimlerle onun adına kupon yaptığı öne sürülüyor.

İddiaya göre bahislerde kullanılan para eczane sahipleri tarafından karşılanıyordu. Bu sistemin aylarca devam ettiği, Haluk Levent'in de cezaevinden çıktıktan sonra tüm borçlarını toplu şekilde ödeyeceğini söylediği iddia ediliyor.

Anlatılanlara göre dönemin yapımcısı Hilmi Topaloğlu ile Mahsun Kırmızıgül, Haluk Levent'i Karataş Cezaevi'nde ziyaret ettiklerinde eczane sahibi önlerini keserek yaşananları tek tek anlattı.

İddiaya göre o günün parasıyla yaklaşık 250 bin dolar alacağı olduğunu söyledi. Haluk Levent'in "Patronum gelecek, size paranızı ödeyecek." dediğini ileri sürdü. Bu sözler üzerine Hilmi Topaloğlu'nun da büyük şaşkınlık yaşadığı ve borcun cezaevinden çıkınca ödeneceği yönünde söz verildiği iddia ediliyor.

Ancak yine aynı iddiaya göre cezaevinden çıktıktan sonra ödeme yapılmadı. Bunun sonucunda eczane sahibinin büyük mağduriyet yaşadığı ve eczanesini kapatmak zorunda kaldığı öne sürülüyor.

Bir başka iddia ise İstanbul Bakırköy'de faaliyet gösteren fotokopi makineleri satan karı kocayla ilgili.

İddiaya göre Haluk Levent aylar boyunca bu ailenin güvenini kazandı. Kendisini mafyanın haraca bağladığını, çek ve senet sorunları yaşadığını, borçlarının bulunduğunu anlatarak yardım istedi.

İddiaya göre aile de karşılarında tanınmış bir sanatçı olduğu için ona inandı. "Bu çocuk kaybolup gitmesin, şarkılarını çıkarsın, kliplerini çeksin." diyerek maddi destek sağladılar.

Yine iddiaya göre Haluk Levent, konserler verdikten sonra aldığı paraları geri ödeyeceğini söyledi. Ancak ödeme yapılmayınca aile dolandırıldıklarını düşündü.

İddiaya göre bu süreç sonunda aile tüm mal varlığını kaybetti ve Bakırköy'deki iş yerlerini kapatmak zorunda kaldı.

Eğer bu anlatılanlar doğruysa gerçekten insanın söyleyecek söz bulması zor.

Günlerdir Ahbap Derneği ve bağışlarla ilgili kamuoyuna yansıyan çok ciddi iddialar konuşuluyor. Bu iddiaların doğruluğu veya yanlışlığına elbette bağımsız Türk yargısı karar verecektir. Hiç kimse mahkeme kararı olmadan peşinen suçlu ilan edilemez. Ancak bu kadar ağır iddiaların da cevapsız bırakılmaması gerekir.

Depremde evladını kaybeden insanların, enkaz altında umut bekleyen ailelerin, bir lokma ekmeğini bağış olarak gönderen milyonlarca vatandaşın vicdanı söz konusuysa, ortaya atılan her iddia sonuna kadar açıklığa kavuşturulmalıdır.

Bir diğer tartışma ise Oğuzhan Uğur'un ifadesi...

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Oğuzhan Uğur'un "Bilmiyordum." şeklindeki savunması ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediği yönündeki iddialar da tartışılıyor. Elbette bunun hukuki değerlendirmesini de bağımsız yargı yapacaktır.

Ben Türk yargısına güveniyorum.

Eminim ki deneyimli hâkimlerimiz ve savcılarımız, dosyada yer alan tüm iddiaları, tüm delilleri ve tüm savunmaları en ince ayrıntısına kadar değerlendirecek; hiçbir soru işaretini cevapsız bırakmayacaktır.

Kim suçluysa hukuk önünde hesabını vermeli, kim hakkında ortaya atılan iddialar gerçeği yansıtmıyorsa o da aklanmalıdır.

Çünkü en büyük ihtiyaç adalettir.

İnanıyorum ki Türk yargısı vereceği kararla hem bağış yapan milyonlarca vatandaşın hem de depremde büyük acılar yaşayan insanların yüreğine su serpecek, kamu vicdanını rahatlatacaktır.

Bu millet artık tartışmaları değil, gerçekleri duymak istiyor. Gerçeklerin ortaya çıkacağı yer ise sosyal medya değil, bağımsız mahkemelerdir.