İdlib’deki krizin bölgesel ve küresel etkileri 7 Eylül’deki üçlü Tahran zirvesinden sonra daha da belirginleşmeye başladı. 7 Eylül tarihinde Tahran’da üçlü Suriye zirvesi gerçekleştirilirken Kanada+8 Avrupa ülkesi İdlib’e askeri bir müdahalenin felaket olabileceği uyarısında bulundu. Ayrıca aynı saatlerde BM Genel Kurulu’ndaki Suriye oturumunda da 850 milyon dolarlık uluslararası bir fonun İdlib’e insani yardım için oluşturulmasına karar verildi. Zaten Başkan Erdoğan da İdlib’e askeri müdahale bir felaket olur, Astana ruhu zarar görür, orada acı çeken mazlumlara yardım edilmeli, bütün taraflar için ateşkes çağrısı yapalım sözleri ile Avrupa ülkelerinin şuan yapmaya çalıştıklarını çok önceden beri ve en son Tahran’da bütün dünyaya söylemedi mi. Sonuçta Avrupa ülkeleri Türkiye’nin Tahran’daki tavrını destekleyen bir noktada durmaktalar ve Türkiye’yi destekleyen Avrupalı ülkelerin sayısı her geçen gün artmakta.
Bunun nedenlerine değinmek lazım. Avrupa ülkeleri neden birden Suriye konusunda Türkiye’yi destekler bir pozisyona geldi? Daha önce sürekli kriz çıkartan ve Türkiye aleyhine çığırtkanlık yapanlar neden şimdi 180 derece dönüş yaptılar? Tek kelimelik bir cevabı var. Göç. Avrupa’yı göç korkusu sarmış durumda. Öyle ki Avrupa’daki pek çok ülkede Nazi bağlantılı azınlıktaki partiler şimdilerde hükümetlere ortak olma pozisyonuna geldiler. Daha da kötüsü sokaklarda gösteriler ve kargaşa her geçen gün devam etmekte. Şayet bu duruma dur denemez ise sosyolojik ayrışma Avrupa’nın her yerini sarabilir ve Avrupa kaotik bir ortama sürüklenebilir. İşte o zaman parayla bile bu sürecin geriye dönüşü olmaz. İdlib’e kontrolsüz silahlı müdahalelerin bir göçü başlatma durumunda göçmenlerin artık Türkiye’ye değil Avrupa’ya yöneleceklerini söylemek mümkün. Bırakın Türkiye’deki 3,5 milyon Suriyeli’yi 35 bin Suriyeli’nin Avrupa’ya ulaşması bile ciddi sarsıntılara sebep olabilir. Bu tür sosyo-politik sarsıntıları önümüzdeki günlerde de artarak göreceğimizden emin olabilirsiniz. Diğer bir sebep de Avrupa’nın İran’la özellikle petrol ticaretine devam etmek istemesi. Artık ABD, Avrupa için güvenilir bir partner değil. Bunu bütün Avrupa biliyor. İdlib krizinin bölgeselleşerek İran’ın daha da istikrarsızlaştırması Avurpa’nın İran üzerindeki çıkarlarını daha da riskli hale getirebilir. Bu durum onları ABD’ye daha bağımlı kılabilir ki Avrupa bunu istemiyor.
Tabi böyle gelişmelerin yaşandığı Tahran zirvesinden sonra ABD’nin karşı hamlesi gecikmedi. Suriye’nin güneyindeki üslerine askeri birlik yığmaya başladırlar. Ve PYD’PKK’ya da desteği arttırdılar. Yani alandaki inisiyatifi ve üstünlüğü kaybedince dışarıdan içeriye girmeye ağırlık verdiler. Ancak ABD’nin orta doğuda artık hiçbir toplumsal karşılığı olmadığını, sosyolojik, psikolojik ve politik yalnızlığının derinleşerek devam ettiğini söylemem gerek.
Peki bundan sonra neler olabilir? Öncelikle Avrupa ülkelerindeki göçmen karşıtlığına bağlı Nazizm etkileri yükseldikçe Türkiye’ye daha da yaklaşmaya çalışacaklarını söyleyebiliriz. Artık Avrupa göçmenler başta olmak üzere Ortadoğu’da yaktıkları ateşin söndürülmesinde taşın altına ellerini sokmalıdırlar. Türkiye bunu iyi değerlendirmeli ve göçmenler konusundaki Türkiye’ye taahhüt edilen paralara ilave olarak muhtemel masraflalar içinde BM ve AB’den ilave uluslararası fonların Türkiye’ye verilmesini talep etmelidir. Ayrıca Türkiye’nin AB’ye üye olması ile ilgili olarak göç konusunun oluşturduğu hassasiyeti kullanarak baskı uygulamalıdır. Tabi çok değinilmese de ihtiyacımız olduğunda ambargo uygulanan başta askeri teknoloji olmak üzere teknolojik ürünlerin Türkiye’de milli teknoloji ile üretilmeleri konusunda girişimlerde bulunmalıdır.
Bu konuda Avrupa ülkelerinin olası göç riskini önlemek için İran ve Rusya üzerinde baskı uygulamaya çalışacaklarını da söylemek mümkün. Bu durum Türkiye’nin bölgedeki elini daha da güçlendirecektir. Ancak bunlar yeterli olmaz veya bu süreçler paralelinde daha fazla Avrupa ülkesi Suriye’de askeri olarak konuşlanmak/ askeri varlıklarını arttırmak isteyebilirler ki bunun sinyalleri gelmeye başladı.
Tabii Türkiye’nin ilkeli ve kararlı dik duruşu bölgedeki sosyolojik meşruiyetle birleşince masada elini güçlendirilmektedir. Süreç daha uzun olacak gibi görünüyor. Ancak en azından artık Türkiye’ye karşı meydana gelebilecek oluşumlar üzerinde de ciddi bir baskı kurulmuş olduğunu görüyoruz. İşte Türkiye alanda kurmuş olduğu baskıya Avrupa’nın da katılmasını/kanalize olmasını sağlayabilirse önemli kazanımlar elde edebilir.