İktidar olan muktedir olur mu?

Abone Ol

İktidarı ele geçirmenin en kestirme yolları:

En elzem ihtiyaç olan interneti sağla,

Temel atmama töreni yap,

Otobüse binen apolitik vatandaşı düşman gibi göster,

Sayılı öğrenciye yemek verip resimlerini çek,

Senden önce kiralanan arabaları israf diye göster; ardından üç katı aracı üç katı fiyata kirala,

Batırılması imkânsız bir belediye iştirakini batırırken dahi başarı gibi anlat,

Yönetim bölgende sular seller dükkânları evleri doldururken sen deniz tatiline git,

Mavi Vatan için Yunanistan ile burun buruna gelinen bir zamanda git Yunan adalarında gülücük dağıt,

Terör sorununun en kadim çözüm yolu olarak sadece halay çek,

Daha önce açılışı yapılan hizmetlerin yeniden açılışını yap,

İktidarı kaybetmenin en kıytırık yolları:

Yaptıklarını en kötü biçimde savun,

Sürekli hesap ver,

İktidarda olman suçmuş gibi davran,

Pısırık bir muhalefet partisi gibi davran...

Bir dakika! Otuz yıl önce de bugün de aynı söze inanıyorum: Nasıl yaşarsanız, öyle yönetilirsiniz! Bu sebeple bu bahsi geçiyorum. Ne kalır geriye? “İnsan neyi imar edebilir?” deyip, siyaset meydanından sineye döneyim:

***

Bir hikâye biliyorum. Hiçbirinizin bilmediği... Hayır! Üç aşağı beş yukarı hepimiz aynı hikâyeleri biliyoruz! Söze "Sizin bilmediğiniz..." diye başlayanların ise dünyanın en tırıçka yalancıları olduğunu biliyoruz. Bir şarkının Yunancası da Türkçesi de aynı kapıya çıkar. Bir hikâyenin sonu, her anlatıcıda aynı yere çıkar; son çıkışa. Mesele iz bırakan bir hikâye anlatmada.

Sizin hikâyeniz sizin zihninizde bile iz bırakmıyorsa herkesleşmenin o mükemmel manyaklaştıran ve boş vermiş koltuğuna oturmuşsunuzdur. Hah, şimdi, iyi halt ettin, diyorsunuz. Haklısınız. Öyle ya, işin sonunda yine bir ders veren, hoca tribi çıktı meydana. Aslında 'Memik Oğlan' ile 'Gözlerin' şarkısını dinlemenizi tavsiye ederim. Bir de tavsiye mi? Yok deve! Sahi ne demiştim: Bir hikâye biliyorum...

Bir gün, hikâyesi olanları parmakla göstereceğiz sanırım.(Sanki on dördünde ölen Memik Oğlan'ın bir hikâyesi var...)

Evet, şimdi hatırladım! Namazlı niyazlı bir müteahhitten duyduğum veciz cümleyi paylaşmazsam ölürüm: "Allah razı olsun, bankalar da kredi veriyor artık!.." Deveye sormuşlar, neden boynun eğri diye; oğlum git şuradan tuğlalarla uğraşa uğraşa tuğla gibi olmuş kafan, demiş mi dememiş mi bilmiyorum ama deve iyi hayvandır. O müteahhit ise sadece evimizi değil yıkmakla kalmadı; iman tahtamıza da çiviler çaktı. Ve evi yapan o ya da bu müteahhit değil ailedir. Ve ev ilkin yürekte inşa edilir. Kindarların ve cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla süslü olduğunu bilmeyenlerin eliyle imar edilmez dünya.