☰
✕

İLETİŞİM VE GAZETECİLİK

Abone Ol

Herkesin konuştuğu, dinleyenin, okuyanın ve tefekkür edenin az olduğu ortamlarda iletişim süreci işlemez. İletişim adına kötü zamanlardan geçiyoruz. Bu durumlarda doğruların ortaya çıkması oldukça zordur. Bir örnekle anlatmak gerekirse bu hali stada toplanmış seyircilerin ya da miting meydanındaki kalabalığın düzensiz bağırmalarına benzetebiliriz. Dışarıdan duyulan sadece uğultudur, gürültüdür. Ama örgütlü bir grubun ya da merkezin yönlendirmesi ile aynı sözlerin tekrarlanması güçlü ve net bir mesaja dönüşür. Kalabalığın ortak bir sözde hemfikir olup tekrarlaması durumunda gürültü açık bir mesaj haline gelir.

Stadda veya meydanda herkesin kafasına göre nara attığı bir ortamda kim daha yüksek ses çıkarırsa diğerlerini bastırıp öne çıkar. Daha çok ses çıkaranın ne söylediğinden ziyade diğerlerini bastırması sonucunda güç algısı oluşur. Gücü eline geçiren hakkı da belirlemeye başlar.

İletişim meramını anlatma sanatıdır. Söz en etkili ve önemli bir unsur olsa da beden dili ve yaratılmış her şey bir iletişim unsurudur. Sadece sözlerle anlaşmayız; bir bakış, bir eda, bir tavır çok şey anlatır. Yüz yüze iletişim ise doğrudan en güvenilir iletişim şeklidir. Küçük topluluklarda başka araca gerek kalmadan meram anlatma işi, kişinin kendisinde ve yine kendisinde biter.

Yüz yüze iletişimin aksine araç yoluyla gerçekleşen iletişim, araya medyanın girmesi dolayısıyla daha zor ve karmaşık bir süreçtir. Artık muhatap tek bir birey değil, geniş kalabalıklardır. Enformasyonun habere dönüşüm süreci de çetrefilli bir iştir. Kullanılan iletişim aracının kendi özelliğinin yanı sıra aracı kullanan kişilerin izafiyet çerçevesi de süreci etkiler. Bir haberin yazılı mecralarda yayınlanma tekniği ile sesli görüntülü mecralarda yayınlanma tekniği birbirinden çok farklıdır.

İletişim kuramının görünmeyen en önemli kuralı “samimiyettir.” Niyetiniz bozuk ve samimi değilseniz sizden çıkan haber de sorunlu olacaktır. Gazete, televizyon, radyo gibi kurumsal yapıların teşekkül ettiği mecralarda haber veya program ortaklaşa birçok kişinin emeği ile ortaya çıkar. Meslek erbabı uzmanların çalıştığı bu mecralarda haberler çok sayıda kişinin kontrolünden geçtikten sonra dinleyiciye, izleyiciye ulaşır. Eğer kasıt yoksa haber objektif olarak kamuoyuna ulaşır.

İnternet ortamında adına “sosyal medya” denilen ancak gazetecilik mesleğinin aşağılandığı bir durum söz konusudur. Herkesin kafasına göre takıldığı, hiçbir eğitim sürecinden geçmemiş insanların tehlike saçtığı alanı gazetecilik mesleği ile yan yana getirmek büyük facialara yol açmaktadır. Bu meseleyi demokratikleşme ve özgürlük gibi kavramlarla açıklamak felaketin devam etmesine ortak olmaktır. Bu acı gerçek sadece Türkiye için değil dünya için de geçerlidir.

Medya mecraları nitelik ve nicelik olarak değişse de muhteva yaşamaya devam edecektir. Taş tabletlerden dijital tabletlere fikirler resim, yazı ve görüntü olarak kamuoyuna ulaşmıştır. Taş, papirüs, parşömen, ağaç kabuğu, deri, kil, kâğıt, perde ve ekran; haberin, kitabın ve filmin aracı oldu. Şimdi ise bütün bu mecraları bir araya toplayan dijital ekran medyaya ev sahipliği yapıyor. İletişim meslek olarak varlığını sürdürecektir. Yeni ortama göre gazetecilik mesleğini koruyacak ve istihdam alanları belirleyecek yapılanmalara ihtiyaç vardır.

Başta medya eğitimi bütünüyle yeni duruma adapte edilmelidir. Dijital mecralarda mesleğin eğitimini almış gazetecilerin istihdamı zorunlu hale getirilmelidir. “Yurttaş gazeteciliği”, “Sosyal medya” gibi yanlış ve tehlikeli kavramlardan uzak durulmalıdır. Vatandaşın tek başına medya organı gibi hareket etmesinin önüne geçilmelidir. Kişisel haberleşme ile kitle haberleşmesi birbirinden ayrılmalıdır. Zor konular ama niyet iyi olursa ilerleyen teknoloji ve teknikler sayesinde buna bir çözüm bulunabilir.