İnsanlığa karşı suç işleniyor!

Abone Ol

Doğal ve güvenilir gıdalarla beslenmek, tüm dünya ülkeleri tarafından anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Sağlıklı beslenmek bir anlamda yaşam hakkıdır.

Son dönemde sağlıklı beslenme hakkını tehdit eden hadiselerin artması dikkati çekiyor.

Enteresan olan ise devletlerin ve toplumların bundan rahatsızlık duymaması.

Anayasal güvenceyle garanti altına alınan "doğal ve sağlıklı beslenme hakkı" konusunda yaşanan ihlal ve suistimaller toplumların geleceğini tehdit ediyor.

Oyun büyük.

Evvela şunu ifade edeyim.

İşlenmiş gıdaların içeriğinde çok sayıda kimyasal katkı maddesi yer alıyor. Bu katkı maddeleri insanları kısa ve orta vadede hasta ediyor; kalp damar rahatsızlıkları, kanser vakaları, kısırlık ve obezite gibi bir çok hastalık insanlığı perişan ediyor.

Küresel ölçekli markaların yöneticileri “keselerini” doldurmak için “kâselerimize” gıda diye zehir akıtıyor.

Ellerindeki ekonomik gücü kullanarak “sponsorluk destekleri", "şişkin reklam bütçeleri", "sosyal sorumluluk projeleri" ile bilimi destekliyor(!); STK'ları fonluyor, medyaya para akıtıyor. Bu şekilde marka ve ürünlerini tüketiciye ezberletiyor.

İtiraz eden olursa da algı oyunlarıyla, itibar cellatlığıyla kişi ve kurumları “terbiye” ediyor.

Bizi hasta ederek kazanıyorlar, toplum sağlığımızı savunanları susturarak kazanıyorlar, sıcak paralarını kazanıyorlar, bizden kazandıkları kuruşları kutsal kurşuna çevirerek kazanıyorlar.

Üretimde kazanıyorlar; pazarda, çarşıda, medyada, kafede, algıda, cephede kazanıyorlar.

Neticede her türlü kazanıyorlar!

Peki biz ne yapıyoruz?

Yabancı yatırımcıların yerli(!) üretimlerini tüketerek kazandırıyoruz işte; tukendiğimizin farkına bile varmadan!

Cipsler, üçü bir arada kahveler, şekerlemeler, hamburgerler, salamlar, sosisler, kekler, gıda takviyeleri, soslar, devam sütleri, enerji içecekleri, gazlı ve asitli içecekler...

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) işlenmiş et tüketimiyle ilgili sağlık riski uyarısı yapıyor, bir de rapor yayınlıyor.

İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetleri de tüketicileri işlenmiş et tüketimi konusunda uyarıyor. Her iki açıklamanın ortak yanı; salam, sosis vb. işlenmiş et ürünleri tüketmekle bağırsak kanseri arasında muhtemelen bağlantı olduğuna dair uyarının yer almasıdır.

Böylesine önemli bir uyarı maalesef "yoğun gündem" arasında kaynadı gitti!

Times'ın araştırmasıyla ortaya çıkan, Coca Cola'nın İngiltere'de bilim insanlarına, şekerli içecekler ve obezite krizi arasındaki bağlantıyı reddetmeleri için milyonlarca sterlin akıttığı iddiası da unutuldu, gitti!

İddiada, ünlü markanın "10‘dan fazla İngiliz bilim insanıyla mali bağ kurduğu, bu kişiler arasında hükûmetin sağlık danışmanlarının da bulunduğu, hatta Avrupa Hidrasyon Enstitüsünün kurulması için beş yıllık sürede yaklaşık 5 milyon sterlin harcadığı” yer alıyordu.

Güvenilir bilim insanları obezite riskinin gelişmekte olan ülkelerde hızlı artış gösterdiğine dikkati çekiyor.

Türkiye'nin önde gelen endokrinoloji uzmanlarından Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, obezitenin her geçen gün artan ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ve farklı hastalıklara zemin hazırladığını söylüyor.

İşte size bir örnek daha.

Bu sefer adres bizim ülkemiz.

Prof. Dr. Canan Karatay yıllardır "beslenme ve sağlık" ilişkisinin gerçekliğini haykırıyor.

Ancak, bu ünlü bilim insanımız “aykırı” çıkışları sebebiyle İstanbul Tabip Odasının meslekten el çektirmeye varan baskılarına maruz kaldı. Para cezalarını uyduruk davalar, kurulan alçak kumpasları alaycı haberler takip etti.

Kısacası Prof. Dr. Canan Karatay, yukarıda yer alan iddialara benzer bir itibarsızlaştırma operasyonuyla susturulmaya çalışıldı.

Benzer suçlama ve engellemelerden geçtiğimiz yıllarda biz de nasibimizi aldık!

Toplum sağlığı adına emek veren her isim “mesleki yetkinliği olmaması" suçlamasıyla susturulmak istendi; yürütülen her faaliyet "insanların, tüketicinin kafasını karıştırması” saçmalığıyla engellendi!

Her şeye rağmen bazı patronlar “bilim adamlarını fonlayarak bilime destek vermeye” devam ediyor. 

İnsanlığa karşı suç işleniyor!

Artık yeter!

Masum görünümlü "hasta et, köleleştir" stratejisine karşı siyasetten bürokrasiye, STK'dan akademiye, ticaretten medyaya, üreticiden tüketiciye kadar herkes sorumlu davranmalı ve insanlığa karşı işlenen büyük suça ortak olmamalı.

Biz, insanlık adına, ülkemiz ve geleceğimiz adına uyarmaya, gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.

Son karar tüketicinin