İRAN- ABD VE İSRAİL SAVAŞINA TARİHTEN BAKMAK

Abone Ol

Uluslararası ilişkilerde dış politika analizleri yapılırken izlenmesi gereken yol ve yöntemler sahanın uzmanları tarafından belirgin hatlarla çizilmiştir aslında.

Bir devlet, bu zemindeki politikalarını belirlerken mutlaka bu analizlerden yararlanmak zorundadır.

Birey ya da lider seviyesinde, devletler ve onun üstünde de sistemler ya da sistemler arası seviyede yapılacak analizler,ortaya çıkabilecek bütün risklerin azaltılması için hayati bir öneme sahiptir.

İrving Janis’in dikkat çektiği ve ufku daraltıcı etkisiyle hataya sürükleme potansiyeli yüksek “groupthink”in daraltıcıetkisinden de kaçınmak ve çok geniş mukayeseler yapmak gerekir.

Bugün Orta Doğuda ve Körfez’de yaşananların müsebbibi olan Trump’ın böyle bir etkiyle hareket ettiğini gösteren çok açık izler vardır.

Etrafındaki hırslı bakanlar ve Netanyahu, bu etkiyi beslemiş gibi görünüyor.

Bunun yanında -Chamberlain’ın ifadesiyle- oluşan bir de “Münih Analojisi” etkisi vardır.

Bu etki, bir liderin saldırgan hareketlerinin benimsenmesi sonucunda daha da cesaretlenmesidir.

Bu etkinin varlığını destekleyen açık işaretler de vardır.

Özellikle Venezuela liderinin haydutça bir baskınla kaçırılmasının ve 12 Gün Savaşında ABD’ye karşı görece sessiz kalan İran’ın, körfez ülkelerinin tutumlarının cesaretlendirici olduğu pekâlâ değerlendirilebilir.

Olaylara tarihin penceresinden -özellikle ABD- bakıldığında ise çok ilgin şeyler görmek mümkündür.

Ve hırslı, öfkeli ya da Ralp Wihite’ın ifadesiyle “Seçici dikkatsizlik” ile hareket eden bir ABD liderinin ve Savaş Bakanının pek de bakmadığı anlaşılan o pencereden görünenleri birkaç örnekle göstermeye çalışayım.

General MacArthur’ın Kuzey Kore’ye saldırırken hesaba katmadığı Çin ordusu bütün saha gerçeklerini değiştirmişti.

O, 40 bin askerle karşılaşmayı beklerken önünde 200 bin asker bulmuştu.

Vietman Savaşında da Başkan Johnson benzer bir stratejik hata yaptı ve bir gerilla direnişiyle karşılaşıp bataklığa saplandı.

Ayrıca bir sömürge tecrübesi yaşamış Vietnam halkının tekrar aynı duruma düşmemek için gösterdiği müthiş konsolidasyonu da hiç göremedi.

ABD bugün de algılama ve yanlış algılama arasındaki o derin farkı idrak edememiş gibi görünüyor.

İran halkının parçalanacağını, rejime karşı kurtarıcı bir el beklediğini sanan ABD Başkanı hiç beklemediği bir ortak dirençle karşılaştı.

Dini lideri öldürünce sisteminin dağılacağını zannetmesi de aynı yanlış algılamanın sonucuydu.

Kendisine koşulsuz güç vehmederken İran’ı büyük bir zayıflık içerisinde algıladı.

Coğrafya ve güvenlik ilişkisini de çok yanış algıladığı net olarak ortada duruyor.

İran’ın cevap kapasitesiyle de şok olmuş durumda.

AB ve NATO tarafıyla da blöflerinin karşılık bulmadığı çok net.

Bir kovboy edasıyla korkuttuğunu zannettiklerinin o kadar da korkmadığı gerçeği ile şaşkına dönmüş gibi görünüyor.

Eğer çok büyük bir denklem değiştirici strateji yakalayamaz ve böyle devam ederse ABD’nin başarısızlar kervanına yeni birini daha eklemiş olacak.

Zira bu defa hepsinden daha büyük bir prestij kaybettirerek...

Yarılmış bir Batı, yarılmış bir NATO ve yok olduğu bir Orta Doğu gerçeği, ABD için hiç bu kadar belirgin olmamıştı…

Bir önceki döneminde de ikinci döneminde de Trump’ı işte bu ihtimal için desteklemiştim; “Onlar bizim için iyiyi istemezken, ben onlar için niye isteyeyim diyerek…”

Tarihe not düştüğüm o kayıtların bir dua niyetiyle de gerçeğe dönmesini yürekten diliyorum…

Heyecanla bekliyor ve izliyorum…