Not düşüyorum!.. Kendisi ile yüzleşmek isteyenler, cesaretle özeleştiriyi göğüsleyebilecekler okusun. Bu yazıyı gerçekten Kudüs derdi olanlara - Müslüman olsun ya da olmasın- ve mazlum halkların yanında olanlara ithafen yazıyorum. Konformist zihniyet yapısından kurtulmayla başlayalım. “Kahrolsun İsrail” girdabında debelenenler ve hangi çarkın dişlisi olduğundan habersiz akıllar anlamakta zorlanabilir. Sorunlarla yüzleşme safhasına geçmeyi iyi bir başlangıç olarak görüyorum. Ortalama düşünce yetisine sahip her bireyin “daha az yıpranma uğruna” sloganik düşünmeyi tercih edeceğini biliyorum. İnsan doğasının temayülü böyledir. Birçok meselede olduğu gibi Kudüs meselesinde de eğilim böyle olmuştur.
İsrail’in kuruluş hikâyesini anlatan yüzlerce kitap vardır, fakat sadece şu üç roman bile “cevabı” samimiyetle arayanlara merhem olacaktır. Larry Collins, Dominique Lapierre, “Kudüs… Ey Kudüs”, Stefan Zweig, “Gömülü Şamdan”, Falih Rıfkı Atay, “Zeytindağı”.
Unutmayalım ki Balfour Deklarasyonu’ndan dolayı İngilizleri suçlamanın pek bir şeye yaramadığı yeteri kadar test edilmiştir. Ama çok kolay ve zahmetsiz. Tarihi gerçekler entelektüel bireylere bunu fazlasıyla ispatlamıştır. Bugün yaşananlardan sadece Amerikalıları ve Yahudi lobisini suçlamak da beyhude çabadan başka bir şey değildir. Birleşmiş Milletler’in almış olduğu kararlara İsrail’in uymamasından dolayı yaptırım gelmemesini de yerden göğe kadar eleştirmekle yetinebilirsiniz. Faydasız. Artık Roger Garaudy’nin “İsrail Mitler ve Terör” anlatısından öteye geçme vaktidir. İsrail’in kurulması için Hitler bile ironik şekilde ya da dolaylı etki yapmış olabilir. Bu anlatı kime ne getirir tekrardan düşünmeliyiz.
İnsanlık tarihi sorunlarıyla yüzleşemeyen toplumların gelişemediğinin örnekleriyle doludur. Bugünkü Avrupa Birliği gelişmişlikte bir yerdeyse sebeplerini Otuz Yıl Savaşları’na, Yüz Yıl Savaşları’na bakarak bulabilirsiniz. “Avrupa ne kadar gelişmiş ki” diye soranlara “Sınırları kaldırın insanlar doğuya mı batıya mı gidiyor” gözleyin cevabını veriyorum. Bu uğurda Akdeniz’de her yıl yüzlerce çocuk hayatını kaybetmiyor mu? Avrupalılar “Biz niye bu kadar savaştık” dedikleri için, kendi sorunlarıyla yüzleştikleri için gelişebildiler. Gerçekler önce yıpratır, sonra üzer, daha sonra geliştirir.
Soruyorum sizlere, İsrail’in kuruluşu ve işgal faaliyetleri ile ilgili bugüne kadar hangi tezler üretildi. Edward W. Said’in gayretleri dışında pek bir şey akla gelmez. Bazılarının aklına “Yahudi lobisi buna izin vermez” geldi bile. Bu bir çeşit “zihin yanılsaması”dır. Fakat kullanışlılık olarak sıradan beyinlerin konformizm ihtiyacını besler. Mesela Tel Aviv’in modern bir şehir olarak kuruluş hikâyesini okuyun. Daha Osmanlı toprağı olduğu zamanlarda bile mekteplerin duvarlarında kimlerin fotoğraflarının asılı olduğuna, hangi dillerde eğitimler verildiğine bakın. Maalesef Tel Aviv ismiyle Türkçe doğru bir kaynak kitabı bile bulamayacaksınız. Belki de yeteri kadar ilgimizi çekmemiştir. Hiçbir şey dünden bugüne tesadüfen olmuyor. “Kahrolsun İsrail”den bunlara sıra gelmemiş olabilir.
Bundan yıllar önce İsrail ve Yahudilik hakkında bir konferansa katılmıştım. Birkaç Yahudi de akademik çalışmalarıyla hazır bulunmuştu. İsrail’in işgal faaliyetlerini anlatan sunumların da olduğu konferans hakkında sözümona bazı yazılı medya organlarında eleştiriler yer aldı. “Kahrolsun İsrail” söylemi eksikliğiydi eleştirilerin temel sebebi.
Bu anlatılan serüvenleri okurken son bir iki asırdır yerinde saymış olmaktan rahatsız olmayanlar elbette olacaktır. İsrail haritasında sınırların nereden nereye geldiğini, hangi savaşlarla ve ne şekilde coğrafi sınırların değiştiğini klişe enformasyonlarla anlatmakla yetinenler hep olacaktır. “Kudüs… Ey Kudüs” kitabında iki meseleyi görmek gerekir: Siyonizm’in, bir örümceğin ağını yaparken ki özeni ve sabrıyla nasıl çalıştığını ve Arap Devletleri’nin kendi içlerindeki rekabetin sonuçlarını. Bugün ne değişmiştir sorusu üzerine düşünülmesi gerekir. Bir iç muhasebe iyi bir başlangıç olacaktır, aksi takdirde gelecekteki nesiller “sloganik” olmayı dahi malayani görecek, konuşulmaya değer bulmayacaktır. Not düşüyorum!..