İsrafın değil, hikmetin ayı “Ramazan”

Abone Ol

Her yıl gönüllere ferahlık, gönüllere huzur getiren ve midenin dinlendiği bir ay var: “Ramazan”. Bu ay, sadece bedenin yemekten, içmekten uzaklaştığı bir dönem değil, aynı zamanda ruhun hazinelerini açığa çıkaran, sosyal adaleti somutlaştıran, merhamet ve dayanışma ile yoğrulmuş bir zaman dilimi.

Ramazan’da bir yanılgı: “Daha Çok Yeme” izdüşümü

Ramazan ayı, tüketim açısından maalesef çok yanlış algılanıyor. Sanki bu ayda insanlar her zamankinden daha fazla gıda tüketiyormuş gibi yanlış bir izlenim var. Hatta bazen gıda fiyatları bu yüzden artıyor da denebilir. Bu algı, çoğunlukla sosyal medyadan kaynaklanıyor denebilir bence. Oysa gerçek şu: Ramazan’ın özü, ölçülü tüketim, çünkü artan yemek israftır. Oruç, insanın aşırılıklardan uzak durmasının bir pratiği. Birçok mümin, Ramazan’da günlük öğün sayısını azalttığı için toplam kalori alımını da düşürür. Dolayısıyla Ramazan ayı, vücudun yemekle ilişkisini düzenlediği, nefsi terbiye ettiği bir ay. Bu terbiye, sadece yeme alışkanlıklarımızı değil, aynı zamanda ihtiyaç ile israf arasındaki farkı da görünür kılar.

İftar Sofraları

Ramazan’ın en dikkat çekici ritüellerinden biri kuşkusuz iftar sofraları. Bu sofralar bazen bir ailenin gölgesinde, bazen komşularla birlikte, bazen de bir esnaf lokantasının küçük masalarında kurulur. Ramazan iftar menülerini değerlendirirken israfın önüne geçmenin yollarını, maddi ve manevi dengeleri ve Ramazan’ın sosyal adalet boyutunu birlikte düşünmemiz gerekir. Restoranların iftar menülerinde görülen genellikle bolluk oluyor. Çeşit çeşit yemekler, tatlılar ve meyveler… Ancak bu bolluk algısının çoğu zaman gerçeği yansıtmadığını da söylemek mümkün. Medyada, sosyal mecralarda paylaşılan “Ramazan sofrası” fotoğrafları, bir ziyafeti andırsa da gerçek şu ki toplumun büyük bir kesimi buna ulaşamıyor.

“Bu sene birçok esnaf lokantasında gözlemlediğim iftar menüleri genel olarak çok yüksek değil. Bazı büyük otellerin sunduğu abartılı sahur ve iftar açık büfeleri ekonomik olarak her kesimi kapsamıyor ve çoğu zaman da israfı artırma eğiliminde. Ramazan’ın özünde, bedenin sınanması ve nefsin terbiyesi var. Bu nedenle iftar sofraları da yapılan işi fazla tüketime veya gösterişe döndürmeden, bireyin ve toplumun ihtiyaçlarıyla uyumlu olmalı.”

Ramazan’da yemek kültürü

Son yıllarda, özellikle reklamların ve medya içeriklerinin etkisiyle Ramazan’da “zengin iftar sofraları” hatalı bir tüketim ritüeline dönüşme riskini taşıyor. Bu risk hem ekonomik açıdan bireyleri zorluyor hem de sosyal dengesizliklerin fark edilmesini engelliyor. Oysa geleneksel İslam yemek kültürü, ölçüyü korumayı esas alır. Bir hurma ile başlamak, suyla orucu açmak, ihtiyaç kadar yemek, geri kalanı ise ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak… Bu pratikler, sadece birer ritüel değil; etik davranış modelleri.

Ölçülü Menü Hazırlama: Kişi başı menüyü planlarken ihtiyacın ötesine geçilmemeli.

Ortak Sofralar Düzenlemek: Aileler bir araya gelerek ortak bir menü oluşturmalı. Bu hem tasarruf sağlar hem birlik duygusunu güçlendirir.

Artan Yemekleri Paylaşmak: Fazla yemekler ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmalı.

Esnaf Lokantalarını Tercih Etmek: Büyük lüks mekânlar yerine yerel işletmeleri desteklemek, kaynakların yerel ekonomide kalmasını sağlar.

Ramazan’ın nabzı esnaf lokantalarında atıyor

Bu ayda, büyük otellerin ihtişamı yerine esnaf lokantalarının samimiyetini tercih etmek daha yerinde olur kanaatindeyim. Bunun birkaç önemli nedeni var. Esnaf lokantaları, civarında yaşayanların ihtiyaçlarına göre menü oluşturuyor. Bu da yerel ekonomiyi güçlendirir ve para dolaşımını toplum içindeki halka doğru genişletir. Otellerdeki “lüks iftar” menüleri çoğu zaman yüksek fiyatlıdır ve kişisel bütçeyi zorlayabilir ve israfa kapı aralar. Oysa esnaf lokantalarında iftar menüleri hem uygun fiyatlıdır hem de temel besin ihtiyaçlarını dengeli karşılar. Bir esnaf lokantasında kurulan sofra, genellikle farklı kesimlerden insanların bir araya gelmesine imkan sağlar; bu da Ramazan’ın birlik ve paylaşma ruhuyla daha uyumludur.

İsraf ve paylaşma

İsraf konusu, İslam düşünce geleneğinde ciddi şekilde ele alınıyor. Kur’an’da “…ne israf edin ne de cimrilik edin…” (Araf Suresi, 31) buyrulur. Bu ayetin ışığında, Ramazan gibi kutsal bir zaman diliminde israf etmek, sadece kaynak kaybı değildir; aynı zamanda ibadetin değerini gölgeleyen bir davranıştır. Çünkü Ramazan, “fazla yemek için daha fazla fırsat bulma ayı” değildir; tam tersine, azla yetinmeyi, şükretmeyi ve paylaşmayı öğreten bir ay. Ramazan’da bireysel iftar sofralarının yanı sıra cemaatle iftar da büyük bir güzelliktir. Bu pratiğin toplum açısından birkaç önemi vardır: Ortak sofralar, bireylerin birbirleriyle empati kurmasını sağlar. Birbirinden farklı ekonomik sınıflardan insanların aynı sofra etrafında buluşması, sosyal bariyerleri yıkar. Ortak iftarlar, komşuluk ilişkilerini pekiştirir ve bireyleri sosyal ağlarla daha sıkı bağlar. Bu yüzden Ramazan’da “herkes yalnızca kendi evinde yemek yesin” anlayışını bir kenara bırakıp, ortak sofralarda buluşmak, bu ayın ruhuna da uygun.

Ramazan: af, mağfiret ve sosyal adalet ayı

Ramazan ayının ruhani yönünü anlatan “Ramazan Ayı gelince, cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulurlar.” (Buhârî, Savm, 7) hadisi sadece bireyin ibadet pratiğini değil, toplumda kötülüğün azalması, iyiliğin artması yönündeki niyeti de işaret eder. Çünkü Ramazan, insanın kendi nefsini yeniden tanıdığı ve toplumdaki diğer insanların hallerini daha derinden idrak ettiği bir ay. Bu bilinç, sosyal adalet arayışını güçlendirir. Ramazan, fakirle zengin arasında köprüdür. Ramazan’da fitre ve zekât vermek, ekonomideki adaletsizlikleri yeniden dengelemeye yönelik güçlü bir araç. Fitre, ihtiyaç sahibiyle iftar sofrasını paylaşmayı mümkün kılar. Zekât ise toplum içindeki servet dengesizliğini azaltmak için sistematik bir mekanizma. Bu uygulamalar, soyut idealler değil; gerçek hayatta bir başkasının acısını dindiren pratikler.

Ramazan ve suçla mücadele

Ramazan ayının bir başka boyutu da toplumsal suç oranları üzerindeki etkisi. Geleneksel olarak, bu ayda daha fazla insan ibadetle meşgul olur; bu da birçok suç türünde düşüşe yol açar. Nitekim “Ramazan’da cennet kapıları açılır, şeytanlar zincire vurulur…” (Buhârî) hadisi de buna işaret ediyor. Bu, mecazi bir anlatım olmanın ötesinde, kişinin nefsine hakimiyetini arttıran bir zaman dilimi. Nefse hakim olmak, saldırganlık, kibir, aşağılayıcı davranışlar gibi toplumsal kötülükleri azaltır. Bu bağlamda Ramazan, bireysel bir ibadet ayı olmasının yanında suç ve yoksulluğa karşı bir zırh gibidir.

Özetle Ramazan, bir sofra, bir niyet ve bir toplum dayanışması

Ramazan, sadece orucun tutulduğu bir ay değil. O, suç ve israftan azade olmaya davet eden, manevi derinliği, sosyal adaleti ve insanî dayanışmayı hayatın tam ortasına yerleştiren bir zaman dilimi.

İsrafı önlemek, Allah rızasını kazanmak için bir kaçıştır. Ramazan’ı dolu dolu yaşamak isteyen her birey, bu ayı kalbinin, niyetinin ve toplumsal sorumluluğunun yeniden inşa edildiği bir mevsim olarak değerlendirmeli.