İstanbul Sözleşmesi kimleri yaşatır? (II)

Abone Ol

https://www.dirilispostasi.com/makale/istanbul-sozlesmesi-kimleri-yasatir-i

Geçtiğimiz hafta, İstanbul Sözleşmesi’nin işlerliğini takip eden GREVIO’nun yayınladığı raporda kalmıştık. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına şiddet kılıfıyla Türkiye’nin iç işlerine nasıl karışıldığına, hatta terör örgütleriyle mücadelemizden bile nasıl rahatsız olunduğuna örneklerle değinmiştik.

Yığınla misal verilebilir.

Şöyle özetleyelim:

Kadını aile içine hapseden politikalar ve kadına yüklenen o meşhur ‘’geleneksel’’ rollerin yok edilmesi, bu kutsal(!) misyon için türlü farkındalık ve eğitim çalışmalarının yapılması, aynı minvaldeki projelerin nasıl yönetileceği, sözleşme yaptırımlarının maksimum etkiye ulaşması için izlenecek hukuk mekanizması ve sair; esas gayenin bütün teferruatları, ‘’uygun’’ bir dille raporda yer alıyor…

Nasıl bir aldatmacanın içindeyiz, düşünelim.

İstanbul Sözleşmesi’nden devam edelim.

maddede ‘’kadınlar’’ kelimesinin 18 yaş altındaki kızları da kapsadığı ifade ediliyor. Bunun ne anlamlara gelebileceğini, hangi çirkinlikler için zemin oluşturabileceğini her akıl sahibi kestirebilir. Sorulunca ‘’mağdurların’’ kastedildiğini söylüyorlar. Fakat mesele 18 yaşından önce ‘’isteyerek’’ evlenmeye geldi mi; ‘’kadın’’ etiketi vurulan ve istediği kişiyle istediği ilişkiyi kurmaya kanunen hak sahibi olan özgür bireyler, bir anda ‘’çocuk’’laşıyor. Lise tuvaletlerinde doğan ölü çocuklara körleşmiş ahlak avcıları; Müslüman fertlerin inançları doğrultusunda sağlıklı bir evlilik yapmasına şiddetle karşı çıkıyor. Sevdiği, sevildiği bir yuvadan, ailesinden koparılan adamlar; senelerini ‘’tecavüzcü’’ yaftasıyla geçirip öz evladının büyüyüşünü hapishane duvarlarından seyrediyor.

Madde 12 de çok profesyonelce hazırlanmış:

Kadınların aşağı bir cins olduğu yahut kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan her türlü ön yargıyı, uygulamayı, gelenekleri, örf ve adetleri ortadan kaldırmak amacıyla; kadınlar ve erkeklere ilişkin sosyal ve kültürel davranış modellerinin ‘’değişimini’’ sağlamak için gerekleri tedbirlerin alınacağı belirtiliyor.

‘’Kadınların aşağı cins olarak görülmesi’’ ifadesiyle koruyucu zırhını kuşanan bu madde; asıl gayenin ne olduğunu hukuk diliyle bildiriyor görüldüğü gibi. Biyolojik cinsiyete saldırdıkları gibi, ruha, karaktere, fıtrata da saldırıyorlar. Büyük hırsları var. Biz, Resmi Gazete’de yayınlanan Türkçe tercümesini biraz yumuşatmışız ama; ‘’ortadan kaldırmak’’ ifadesi, İngilizce metinde ‘’eradicate’’ fiili şeklinde geçiyor. Eradicate; daha sert bir ifade biçimi olarak ‘’kökünü kazıtmak, kökünü kurutmak, imha etmek’’ manalarında. Bilhassa akademik dilde; hayvan türlerinin yok edilmesine, nesillerinin tükenmesine dair de sık kullanılan bir tabir…

Sözleşmedeki rahatsız edici ‘’sözde namus’’ ve ‘’din’’ atıflarına; 6284 sigortasıyla pekişip -haksızlıkla da olsa- uygulanan süresiz nafaka zulümlerine; arabuluculuk işlemlerine bile sansür koyan zorba anlayışa söylenecek çok söz var. Ama hepsine ayrı başlıklar gerekiyor. Burada keselim.

‘’Kalıplaşmamış’’ toplumsal cinsiyet rollerinin eğitim yoluyla kitlelere şırıngalanmak istenmesi ve GREVIO raporunun bu bahsin üstünde epeyce durması da hiç masum değil. Zira burada muhtemelen, hem biyolojik hem de sosyo-kültürel olarak iki ana cinsiyetin dışında kurgulanan yapay cinsiyetler kastediliyor.

Madde 5 desek; İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olup sözleşme yaptırımlarını uygulamakta ‘’başarısız’’ olan devletleri; iç işlerine müdahaleetmekle tehdit ediyor. Elbette kibar bir dille… Nitekim 74. madde de; sözleşmenin uygulanmasında ve yorumlanmasında ortaya çıkacak uyuşmazlıkları, ‘’öncelikle’’ müzakere ve uzlaşma gibi ‘’barışçıl’’ yollarla çözmek için çaba gösterileceğini söylüyor.

Eee? Diyelim ki barışçıl yollarla uzlaşma sağlanamadı. Sonrası ne olacak peki? Bizi nasıl bir çözüm yolu bekliyor? Sözleşme yükümlülüklerinin ne tür bir zorlamayla Türkiye halkına dayatılması planlanıyor?

İşin özü şu:

Foyası ortaya dökülecek çok falso var bu sözleşmede. Çok hassas konular, büyük rantlara meze oluyor. Vicdan sahibi herkesin destekleyeceği doğrular; ‘’kadına şiddet’’ gibiendüstrileşmiş bir facia kanalıyla bulandırılıyor…

Devlet ricalini akl-ı selime davet ediyorum. FETÖ’cü yahut kadın düşmanı değilim. Reis’in altını oymuyorum. Kaybetmekten korktuğum bir köşem yahut makamım yok. Okuma-yazmam var. Başta kadınlarımız olmak üzere milletimizin hayrını gözetiyorum.

Bir vatandaş olarak, uygulandığı günden beri kadın cinayetlerinin 4-5 kat arttığı bu sözleşmeden derhal kurtulmamızı arzu ediyor; kendi hakikatlerimizle, kendi sosyal dokumuzla uyuşan yepyeni düzenleme talep ediyorum.