İşgücüne katılım oranı son açıklanan rakamlara göre yüzde 53 civarında seyrediyor. Erkeklerde yüzde 70 olan oran kadınlarda yüzde 35 olarak kayıtlarda yer alıyor. 35 milyonluk işgücünün 23,2 milyonu erkeklerden 11,83 milyonu kadınlardan oluşuyor. Erkeklerde işsizlik yüzdesi 6,8 iken kadınlarda yüzde 11 seviyesinde bulunuyor. Yıllık ortalama yüzde 4-5 arasında iktisadi büyüme gerçekleştiren Türkiye için 35 milyonluk insan kaynağı gelecek yıllarda yeterli gelmeyebilir. Özellikle yüksek düzeyli işgücüne katılım seviyesine sahip olan ülkeler milli gelir rakamlarında daha büyük refah sahibi. Türkiye’nin de benzer bir eğilimi takip etmesi ve kişi başı gelirde 50 bin dolar seviyesine erişmesi bekleniyor. Fakat işgücüne katılımın düşük oluşu özellikle kadınların istihdam piyasasında yeterince dahil olmaması büyük bir refah ve üretim kaybını beraberinde getiriyor. Eğitimin tamamlanması sonrası istihdam piyasasına dahil olma kadınlar için henüz istenilen seviyelerde değil. Bu durum hem Türkiye’nin şartlarıyla açıklanabilir hem de farklı bir pencereden bakışı beraberinde getirebilir. Örneğin Türkiye ile benzer nüfusa sahip Almanya’da işgücüne katılım yüzde 77 ile çok yüksek bir seviyede yer alırken kadınlarda bu oran yüzde 74 düzeyinde. Böylesi bir oran Türkiye’de yakalanır ve üretim düzeyi benzer bir eğilim izlerse kişi başı gelir rakamı 19 bin dolar seviyesinden hızla daha yüksek rakamlara çıkabilir. Fakat ülke realitesini göz önünde bulundurmak ve kültürün hayata yansımasını da kabul etmek gerekir.
Türk istihdam piyasası yaklaşık 32,2 milyon istihdam, 16,4 milyon emekli ve 2,87 milyon işsizin yer aldığı bir yapıda. Haftalık ortalama 42 saatten uzun çalışan dünyadaki diğer örneklerine kıyasla daha fazla istihdam döneminde zaman harcayan 32,2 milyon kişi çıktı düzeyi olarak dünya ortalamasının biraz üzerinde refah elde ediyor. Ücretliler açısından sürece yaklaşıldığında ortalama ücretlerin 1200 dolar civarında olduğu ve saatlik kazancın 7,2 dolar olduğu anlaşılıyor. Üretim çıktısı açısından da benzer bir hesaplama yapılabilir. Yapılan hesaplama Uluslararası Çalışma Örgütüne göre uzun çalışma saatlerine kıyasla istenilen seviyede değil. Aynı durum ücretli kesimlerin kazançları için de geçerli. Buradan hareketle istihdam piyasasının ve iktisadi altyapının sorgulanmasına geçilebilir. Uzun çalışma saatlerine kıyasla Almanya, Fransa, Japonya ve Güney Kore, Türkiye’den daha fazla gelir elde ediyor ve refah düzeyleri daha yüksek. Teknoloji bir girdi olarak Türkiye’yi geride bırakan bir olgu. Fakat yapay zekanın gelişmesiyle birlikte birçok firma istihdam düzeylerini düşürüyor ve artık makineleşme olarak isimlendirilen sürece dahil oluyor. Bu durum 32,2 milyonluk istihdam seviyesini tehlikeye düşüren ve farklı sorunları gündeme getiren bir döneme hazırlığı zorunlu hale getiriyor.
Dünya Bankası ve OECD gibi kurumlar yaşanılan bu dönüşümün yeni işsizlik dalgasına neden olabileceğine vurgu yaparken Türkiye için mevcut gelişmeler daha kritik. 32,2 milyonluk istihdamın büyük çoğunluğu özellikle 16 milyonluk ücretli kesim yapay zekanın çok hızlı yapabildiği işlerde çalışıyor. Uzun süren eğitim seviyeleri ve sınavlar sonrası istihdam piyasasına katılan ve günümüzde yıllık 1 milyonun üzerindeki üniversite mezuniyeti göz önüne alındığında mevcut gelişmeler yeni işsizlik dalgasını toplumsal bir krize dönüştürebilir. Yapay zekanın en fazla tehdit ettiği iş türlerinde çalışan grup ise kadınlar olarak uluslararası kurumlar tarafından değerlendiriliyor. Yukarıdaki kadın istihdamın düşüklüğü konusuyla birlikte ele alındığında daha komplike ve uzun yıllara yayılmış bir sorunlar silsilesi bizleri bekliyor. Hem üretim değeri hem de fazla çalışma saatlerine karşın gelişmiş ülkelerden daha az gelir ve refah elde edenler için de aynı durum geçerli. Sonuç olarak istihdam piyasasını yeniden tanımlamalı ve teknoloji merkezli bir işgücüne odaklı bir dönüşümü Türkiye orta vadeli şekilde gerçekleştirmek zorunda.