İstikrar mı, kaos mu?

Abone Ol

Türkiye yarın yeniden sandığa gittiğinde 13’üncü cumhurbaşkanını seçerken beraberinde birçok şeye de karar verecek.

Huzur, güvenlik ve istikrarın devam etmesi ya da siyasi ve ekonomik krizler arasında tercihte bulunacak.

Hayat pahalılığından şikâyet eden ve daha iyi ekonomik koşullarda yaşamak isteyenler ekonomide istikrarın sağlanması için öncelikle ülkede siyasi istikrarın var olması gerektiğini, sekiz partinin bakanlıkları paylaşacağı bir koalisyonla siyasi istikrarın asla mümkün olmayacağını bilmeliler.

Cumhur İttifakı’nın iki hafta önce yapılan milletvekili seçimlerinde Meclis çoğunluğunu kazandığı ve yarın Millet İttifakı’nın adayının kazanması halinde - CHP eski milletvekili Abdüllatif Şener’in de dediği gibi - Meclis çoğunluğuna sahip olmadığı için yasa çıkaramayacağı unutulmamalı.

Altılı Masa partilerinin en büyük vaadi olan “parlamenter sisteme geri dönme” mevcut Meclis aritmetiğinde imkânsız.

Meral Akşener’in başbakanlık hayali suya düştü.

Masanın altından üstüne çıkan HDP/YSP ve son anda masaya eklenen Zafer Partisi ile sekiz ortaklı hale gelen ittifakın bakanlıkları nasıl paylaşacakları meçhul.

Yapılan açıklamalar birbirini yalanlıyor.

Örneğin Ümit Özdağ, Millet İttifakı adayını destekleyeceğini ilan etmeden hemen önce Kılıçdaroğlu’nun kazanması halinde İçişleri Bakanı olacağını duyurdu.

Bu bilginin HDP/YSP seçmenini sandıktan uzaklaştırabileceği yönünde uyarılmış olmalı ki, daha sonra geri adım atarak İçişleri Bakanı tayinine seçimden sonra CHP Genel Başkanı’nın karar vereceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özdağ’ın Numan Kurtulmuş’la yaptığı görüşmede İçişleri Bakanlığını istediğini fakat kendilerinin bu tür pazarlıklara kapalı olduğunu açıkladı.

Görünüşe göre, Özdağ Kılıçdaroğlu’ndan istediğini almış ve bu durumda Altılı Masa İttifakı’nın bir başka vaadi gündeme geliyor.

Hatırlarsanız, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, önemli kararların ittifak ortağı partilerin liderleri tarafından uzlaşıyla alınacağını, aksi takdirde kriz çıkacağını ve ülkenin yeniden seçime gitmek zorunda kalacağını ifade etmişti.

Kılıçdaroğlu Özdağ’a İçişleri Bakanlığı vadederken Davutoğlu böyle bir şeyin ittifak ortakları arasında henüz konuşulmadığını söylüyor.

Akşener ise “CHP ve İyi Parti oy oranlarına göre bakanlıkları paylaştıktan sonra Kılıçdaroğlu CHP’in payına düşen bakanlıkları istediğine verir” havasında.

İttifakın küçük partilerine Meclis’te çok sayıda sandalye kazandırdıkları için “dolandırıldıklarını” düşünen CHP’li seçmenler, kendi paylarına düşen bakanlıklardan beş ya da altısını da HDP/YSP, Özdağ ve diğer dört partiye verirlerse herhalde çıldırırlar.

Belediyelere kayyum atanması konusunun ne olacağı da bilinmiyor.

Kılıçdaroğlu, HDP/YSP’ye kayyum uygulamasına son vereceğine ve özerklik şartını kabul edeceğine dair söz verirken, Özdağ’la imzalanan mutabakatta uygulamanın devam edeceği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı’nın Özdağ’a rağmen kendisini destekleyeceğini açıklayan HDP/YSP’yle önceden imzaladığı mutabakatın ne tür vaatler içerdiğini bilmiyoruz.

Sadece birkaç konuda bile bu kadar soru işareti varken ve birbiriyle tamamen çelişen açıklamalar yapılırken seçimden sonra yaşanacak kriz ve karmaşa hayal dahi edilemez.