JAPONYA’DA ERKEN SEÇİMLER VE ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ

Abone Ol

Liberal Demokrat Parti (LDP) büyük savaş sonrası iktidara gelen ve günümüzde de Japonya kalkınma modelinin arkasındaki siyasi iktidar. 70 yıldan uzun süredir bir dönem hariç Japonya’da hükümeti kuran parti olarak görevlendirilen LDP, Japon İmparatorunun siyasi elitlerini barındırıyor. 1950’lerde başlayan ve 1990’larda zirveye ulaşan Japonya’nın ekonomik kalkınma sürecinin mimarı olarak LDP elitleri siyasi istikrarı önceliyorlar. 1960’ta 47 milyar dolarlık iktisadi büyüklüğünü 1995’te 5,55 trilyon dolara taşıyan ülke çağının en büyük ihracatçısı konumundaydı. 1990’ların sonunda durgunlaşan iktisadi büyüme ülkeyi düşük enflasyon ve negatif nüfus genişlemesi patikasına soktu. Japonya kıyılarının ötesinde ise yeni bir Asya gücü iktisadi olarak Batı dünyasına katılmaya çalışıyordu. Çin Halk Cumhuriyetinin 1978’te başlayan ticari liberalleşme adımları 1990’larda ülkeyi yabancı yatırımların merkezi haline getirdi. 2008 krizi sonrası daha da belirginleşen Çin’in ekonomik yükselişi Japonya-Çin arasındaki tarihsel ayrışmaları yeniden gündeme taşıdı. 1931-1945 arası dönemde Japon ve Çin orduları birbirlerini yok etmek için çabalamış ancak ABD’nin savaşa dahil olmasıyla kazanan Çin Cumhuriyeti olmuştu. Çin Komünist Partisiyle başlayan iç savaş (1945-1949) kızıl Çin’in doğuşunu beraberinde getirdi. ABD’nin Japonya’yı işgaliyle devam eden ve Kore Savaşının (1950-1953) başlamasıyla bölgesel bir çatışmaya dönüşen Çin-ABD gerilimi Tayvan kriziyle devam etti. Japonya bu dönemde ABD politikalarını takip eden etkisiz bir aktördü.

Japon ordularının terhis edilmesi ve ABD’nin askeri koruması LDP’ye iktisadi kalkınma için fırsat yarattı. ABD sisteminin getirdiği avantajlar LDP’nin siyasi istikrarıyla birleşti ve günümüzdeki Japon kalkınma modeli doğdu. Bugünde Tokyo’da iktidarda olan Liberal Demokrat Parti gelecek erken seçimlerde mecliste tekrar çoğunluğu sağlamaya hazırlanıyor. Yeni genel başkan partinin yeniden seçimlerde gücünü toparlaması ve Japonya’yı yeni hegemon dünyaya hazırlamayı hedefliyor. Japonya Dışişleri Bakanlığının yayınladığı politika belgelerine göre ülke Çin’in iktisadi yükselişine ve ABD’nin değişen jandarma rolüne hazırlanmaya çabalıyor. Özellikle Japon ordusu, ABD ile imzalanan antlaşmalar gereği global ölçekli bir rol üstlenemiyor. Veya Kaliforniya antlaşmasına göre nükleer silah geliştirme çalışmaları yürütemiyor. Böylesi bir süreçte ise Çin Komünist Partisi (ÇKP) ordusunu ve donanmasını global ölçekli şekilde inşa ediyor. Çin ordusunun global ölçekli bir modernleşme çalışmasına başlaması Japonya’nın anayasasında yer alan maddeler nedeniyle rekabeti mümkün kılmıyor. Japonya Öz Savunma Kuvvetleri bir savunma gücü olarak inşa edilmiş vaziyette. 1,4 milyar nüfusu ve dünyanın sayısal olarak en büyük ordusuyla ÇKP, Japonya’ya meydan okuyor. Kuzey Kore üzerinden yapılan balistik füze ve nükleer denemeler Japon hükümetini tedirgin ediyor.

Böylesi bir krizler çağında Trump yönetimi Japonya’ya karşı eskisi gibi politik koruma statüsü sunmuyor. Güney Kore’ye karşı gümrük tarifelerini işleme alan Trump, Japonya’yı Çin’e karşı yalnız bırakıyor. Tayvan’da meydana gelen gelişmeler ve Çin ordusunun adayı işgale hazırlaması ÇKP’nin iktidarını sağlamlaştırdığına işaret ediyor. LDP ise sürece siyasi istikrar ve anayasa değişikliği tartışmalarıyla katılıyor. Ancak nüfus ve teknolojik kapasite açısından Japonya’nın Çin’i dengeleyebilecek bir aktör olup olmadığı bir tartışma konusu olarak karşımıza duruyor. Sonuç olarak Japonya’daki erken seçimler global değişimlerin yaşandığı bir dönemde Kanada örneğinde olduğu gibi siyasi istikrarı beraberinde getirebilir. Seçimlerden sonra ise 1945-2025 arası dönemde görmeye alışkın olduğumuz Japonya dışında bir aktörü dünya tecrübe edebilir.