KABİR YOKSA, ŞEHİTLER NEREDE YAŞIYOR?

Abone Ol

Bir cümle…

Bazen sayfalar dolusu izahı susturur.

Kur’ân buyuruyor:

“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler.”

Ne teşbih var…

Ne temsil…

Ne de mecaza sığınan bir ifade.

Doğrudan haber.

Üstelik devam ediyor:

“Rableri katında rızıklanırlar.”

Şimdi duralım.

Kıyamet henüz kopmadı.

Mahşer kurulmadı.

Hesap başlamadı.

Öyleyse bu hayat hangi âlemin hayatıdır?

Bu ikram hangi menzilde gerçekleşmektedir?

Sorunun cevabı verilmeden, sualin etrafında dolaşmanın kimseye faydası yoktur.

Bazıları tam burada frene basıyor.

“Şehit diridir.” diyor.

Fakat o diriliğin nerede devam ettiğini konuşmaktan kaçıyor.

İşin ilginç tarafı da burada başlıyor.

Ayetin yarısını alkışlıyor.

Diğer yarısını sessizliğe bırakıyor.

Hâlbuki kelâm bölünmez.

Bir kısmı kabul edilip, devamı askıya alınmaz.

Müfessirler bu beyanı asırlar önce açıklamış.

Şehitlerin zikredilmesi, kabirde yalnız onların yaşadığı mânasına gelmez, demişler.

Onlar, bu nimetin en yüksek misali olarak öne çıkarılmıştır.

Çünkü faziletleri daha yücedir.

Lütufları daha geniştir.

Ardından Hac Sûresi geliyor.

Bu defa yalnız şehitten değil…

Allah yolunda hicret edip eceliyle vefat eden müminlerden de söz ediyor.

Onlar için de güzel rızık vaad ediliyor.

Demek ki mesele, ölüm şekli değildir.

Mesele, ölümden sonra başlayan safhadır.

Burada insanın zihnine şu sual geliyor:

Eğer kabirde hiçbir hayat yoksa…

Şehit neyi yaşıyor?

Eğer hiçbir ikram başlamadıysa…

Verilen rızık hangi vakitte takdim ediliyor?

Eğer her şey yalnız kıyametten sonraya bırakıldıysa…

Kur’ân neden bugünün değil, ölümün hemen sonrasını haber veren bir üslup kullanıyor?

İşte bu yüzden Ehl-i Sünnet âlimleri meseleyi tek bir ayetle değil, bütün nasları birlikte değerlendirmiştir.

Bakara konuşmuş…

Âl-i İmrân onu tamamlamış…

Hac Sûresi çerçeveyi genişletmiş…

Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm da beyanıyla kapalı hiçbir nokta bırakmamıştır.

Bizim gayemiz yeni bir iddia ortaya atmak değildir.

Bir kanaati pazarlamak da değildir.

Maksadımız, Kur’ân’ın lisanını, Sünnet’in beyanını ve ümmetin asırlardır muhafaza ettiği izahı birlikte okumaktır.

Çünkü bir metni anlamanın yolu, onu susturmak değil…

Birbirini açıklayan cümlelerini konuşturmaktır.

Selam ve dua ile.

Fiemanillah.