Kararlı duruşun adı: Türkiye

Abone Ol

Gazetemizin ilk sayfasında okudunuz.. Bu ülkenin lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan, mesajını EFES-2026 Tatbikatı’nda verdi… 50 ülkeden 1300’ü aşkın yabancı personelin de takip ettiği tatbikat için “Burada 2500 yıllık kurmay aklın tecellisi var” dedi.. Türk ordusunu “barışın, huzurun ve istikrarın ordusu” diye konuştu..



Değerli dostlar.. Bazen bir cümle, bir tatbikat alanından çok daha uzaklara gider.

Bazen bir liderin ağzından çıkan söz, sadece o günün haber bültenlerinde kalmaz; diplomasi masalarında, karargâhlarda, başkentlerin kriz odalarında yankılanır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözü de işte böyle bir cümledir.

Bu cümle, sadece Mehmetçiğe duyulan güvenin ifadesi değildir. Bu cümle, Türkiye’nin artık kendi sınırlarına çekilmiş, olayları uzaktan izleyen, kendisine biçilen rolü kabullenen eski Türkiye olmadığının ilanıdır.

Bugün dünya, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin çatırdadığı, Soğuk Savaş sonrası ezberlerin bozulduğu, uluslararası hukukun çoğu zaman güçlünün keyfine göre eğilip büküldüğü bir dönemden geçiyor. Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Suriye’den Gazze’ye kadar geniş bir coğrafyada eski haritalar, eski ittifaklar, eski dengeler yeniden test ediliyor.

İşte böyle bir dönemde Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, tereddüt değil kararlılıktır.

Erdoğan’ın EFES-2026 Tatbikatı’nda verdiği mesaj bu yüzden önemlidir. Çünkü orada sadece bir askerî tatbikat izlenmedi. Orada Türkiye’nin caydırıcılığı, devlet aklı, savunma kapasitesi ve bölgesel iddiası sahneye çıktı. Orada sadece namlular, çıkarma birlikleri, hava unsurları, komandolar görünmedi; orada Türkiye’nin diyen iradesi görüldü.

Türk ordusu tarih boyunca sadece savaş meydanlarında değil, milletin varlık-yokluk anlarında da sahneye çıkmıştır.

Malazgirt’te Anadolu’nun kapısını açan irade, Çanakkale’de emperyalizme geçit vermeyen ruh, Sakarya’da “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” diyen direnç, Kıbrıs’ta soydaşına uzanan devlet eli, bugün aynı tarihsel hafızanın devamıdır.

Bu yüzden Türk ordusunu sadece modern silah sistemleriyle, teknolojik kabiliyetlerle, tatbikat senaryolarıyla anlatmak eksik kalır. Türk ordusu, milletin bağımsızlık karakterinin kurumsallaşmış halidir.

Erdoğan’ın konuşmasında asıl vurgu da buradadır.

Türkiye artık güvenlik meselesini sadece sınır karakollarına sıkıştıran bir akılla okumuyor. Terörle mücadeleden savunma sanayiine, Mavi Vatan’dan Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik hattına, Karabağ’dan Libya’ya, Somali’den Katar’a kadar uzanan yeni stratejik mimari; Türkiye’nin kendi güvenliğini artık kaynağında, sahada ve masada birlikte inşa ettiğini gösteriyor.

Bu, yeni dönemin en temel hakikatidir:

Caydırıcılığı olmayan ülkenin diplomasisi eksik kalır.

Masada güçlü olmak isteyen devlet, sahada da güçlü olmak zorundadır. Barış isteyen devlet, savaşı göze alanların dilinden anlayacak kapasiteye sahip olmak zorundadır. İstikrar isteyen devlet, istikrarsızlık ihraç eden merkezlerin planlarını bozacak iradeye sahip olmak zorundadır.

Türkiye bugün tam da bunu yapıyor.

Savunma sanayiinde millî hamle, İHA ve SİHA teknolojileri, deniz platformları, hava savunma sistemleri, elektronik harp kabiliyetleri, komando birliklerinin operasyonel tecrübesi ve sınır ötesi harekât birikimi; Türkiye’yi artık edilgen bir ülke olmaktan çıkarıp oyun kurucu bir aktöre dönüştürdü.

Bir zamanlar kendisine silah ambargosu uygulanan Türkiye, bugün kendi savunma sistemleriyle sahada sonuç alan bir ülke haline geldi. Bir zamanlar başkentlerin kapısında onay bekleyen Türkiye, bugün kriz masalarında kendi pozisyonunu dayatan bir ülke olarak konuşuluyor.

İşte bu yüzden EFES-2026’daki mesaj sıradan değildir.

Çünkü o mesaj, Ege kıyılarından dünyaya verilmiştir.

Dosta güven veren, düşmana hesap yaptıran, müttefike de Türkiye’nin ağırlığını hatırlatan bir mesajdır bu.

Erdoğan’ın “Türk ordusu barışın, huzurun ve istikrarın ordusudur” vurgusu da burada anlam kazanıyor. Çünkü Türkiye’nin askerî gücü, maceracı bir yayılmacılığın değil; tarihsel sorumluluk taşıyan bir devlet aklının aracıdır.

Türkiye’nin derdi kaos üretmek değil, kaosu durdurmaktır.

Türkiye’nin derdi sınırları karıştırmak değil, sınırlarının ötesinden kendisine yönelen tehditleri bertaraf etmektir.

Türkiye’nin derdi gerilim çıkarmak değil, kendi milletinin güvenliği ve bölgesinin istikrarı için caydırıcı olmaktır.

Bunu anlamayanlar, Türkiye’nin son yıllardaki dış politika hamlelerini sadece günlük siyasi tartışmaların içinden okumaya çalışıyor. Oysa mesele daha büyüktür.

Bu mesele, 21. yüzyılda Türkiye’nin yeniden merkez ülke olma meselesidir.

Bu mesele, Anadolu’nun artık başkalarının çizdiği kriz haritalarına mahkûm olmama meselesidir.

Bu mesele, “Türkiye beklesin, Türkiye izlesin, Türkiye razı olsun” diyen eski vesayetçi dış politika anlayışının tarihe karışmasıdır.

Bugün Türkiye, hem NATO üyesi hem kendi bağımsız savunma hattını kuran; hem Batı ile konuşan hem Doğu ile ilişki geliştiren; hem sahada bulunan hem masada ağırlığını hissettiren çok katmanlı bir strateji yürütüyor.

Bu kolay bir denge değildir.

Ama büyük devlet olmak da zaten kolay dengelerin işi değildir.

Kararlılık burada devreye girer. Çünkü kararsız devletler kriz zamanlarında savrulur. Kararlı devletler ise krizleri yönetir, fırsata çevirir, tarihsel yürüyüşünü sürdürür.

Erdoğan’ın verdiği mesajın özü budur:

Türkiye savrulmayacak. Türkiye beklemeyecek. Türkiye kendi güvenliğini başkasının insafına bırakmayacak.

Bugün dünyada herkesin gördüğü gerçek şudur: Türkiye artık sadece kendi sınırlarının güvenliğini konuşan bir ülke değildir. Türkiye, bulunduğu coğrafyada istikrarın anahtarıdır. Karadeniz’de, Kafkasya’da, Balkanlar’da, Orta Doğu’da ve Doğu Akdeniz’de Türkiye yok sayılarak kurulan hiçbir denklem uzun ömürlü olamaz.

Çünkü sahada Mehmetçik vardır.

Masada Türkiye vardır.

Devlet aklında bin yıllık bir hafıza vardır.

Ve milletin iradesinde bağımsızlık karakteri vardır.

Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın EFES-2026’daki sözleri sadece bir tatbikat konuşması olarak okunamaz. Bu sözler, yeni dönemin Türkiye manifestosudur.

Birileri hâlâ eski Türkiye alışkanlıklarıyla Ankara’nın susmasını, beklemesini, çekilmesini, razı olmasını bekliyor olabilir.

Ama o dönem kapandı.

Bugün Türkiye, kendi güvenliğinin de bölgesel istikrarın da sorumluluğunu omuzlayan bir ülke olarak yürüyor.

Ve bu yürüyüşün arkasında sadece silah gücü değil; tarih, hafıza, millet iradesi ve kararlı liderlik var.

Son söz şudur:

Türk ordusu istikrarın güvencesidir.
Türkiye ise bu fırtınalı çağda aklın, iradenin ve caydırıcı gücün adıdır.