Bir zamanlar sinema salonuna girerken neyle karşılaşacağımızı tam olarak bilmezdik. Filmin afişi vardı, birkaç fotoğrafı vardı, belki gazetede çıkmış kısa bir tanıtım yazısı… Hepsi bu kadardı. Asıl keşif ise karanlık salonda başlardı.
Bugün ise filmler daha vizyona girmeden tüketiliyor. Fragmanlar hikayenin yarısını anlatıyor, sosyal medya karakterleri tek tek tanıtıyor, setten sızan görüntüler aylar öncesinden dolaşıma giriyor. Seyirci artık filme değil, filmin etrafında oluşturulan dev bilgi akışına maruz kalıyor.
Oysa sinema tarihinin unutulmaz anlarına baktığımızda çoğunun bir sır üzerine kurulduğunu görürüz. Steven Spielberg’in Jaws filminde köpekbalığını uzun süre göstermemesi sadece teknik bir zorunluluk değil, korkunun kaynağıydı. Seyirci görmediği şeyden korkuyordu. Ridley Scott’ın Alien filmindeki yaratık da benzer şekilde uzun süre gizlendi. Seyirci neyle karşı karşıya olduğunu bilmediği için gerilim büyüyordu.
David Fincher’ın Seven filminde finaldeki kutunun içinde ne olduğu sorusu yıllarca sinema tarihinin en çok konuşulan sırlarından biri olarak kaldı. M. Night Shyamalan’ın Altıncı His filmindeki büyük sürpriz ise bugün bile ilk kez izleyenlerde aynı etkiyi yaratabiliyor. Çünkü film, seyirciyle bir oyun oynuyor ve o sırrı son ana kadar korumayı başarıyor.
Bugünün sinema ikliminde böyle sürprizleri korumak giderek zorlaşıyor. Bir filmin oyuncu kadrosuna katılan isimler aylar öncesinden haber oluyor. Sürpriz karakterler sosyal medyada ifşa ediliyor. Fragman analizleri kare kare inceleniyor. Hatta bazı seyirciler filmi izlemeden önce sonunu öğrenmeyi tercih ediyor.
Belki de sorun spoiler verenlerde değil. Belki de sorun, her şeyi önceden bilmek isteyen yeni seyirci alışkanlığında. Artık keşfetmek yerine hazırlanmak istiyoruz. Şaşırmak yerine kontrol etmek istiyoruz.
Ve fakat sinema biraz da bilinmeyene doğru yürümektir. Karanlık salona girip ışıklar söndüğünde hikâyenin bizi nereye götüreceğini bilmemektir. Çünkü bazen bir filmi unutulmaz yapan şey, gördüğümüz sahneler değil, son ana kadar saklamayı başardığı sırdır.
Sinema tarihi, seyircisine sır saklayabilen filmlerin tarihidir. Köpekbalığını göstermeden korkutan Spielberg’i, kutunun içini göstermeden hafızalara kazınan Fincher’ı, son ana kadar gerçeği gizleyen Shyamalan’ı unutamıyorsak bunun sebebi sırrın sinemadaki gücüdür. Çünkü bazen bir filmi büyük yapan şey bütçesi, yıldız oyuncuları ya da görsel efektleri değildir. Seyirciyi iki saat boyunca merakın peşinden sürükleyebilmesidir. Bugün elimizde her zamankinden fazla bilgi var ama belki de tam bu yüzden sinemanın en eski büyüsünü kaybediyoruz. Her şeyi öğreniyoruz, fakat artık eskisi kadar keşfedemiyoruz