Yıllar önce Ulusal bir gazete için yazı dizisi yapmıştım. Milli piyangodan büyük ikramiye kazanan talihlilerin ikramiyeden sonra neler yaşadıklarını, ne durumda olduklarını okurlara anlatmaktı haberin amacı. Büyük ikramiye kazanan birçok hayat hikâyesinden ulaşabildiklerim ile röportajlar yapınca çok acıklı hayat hikâyeleri çıktı karşıma. Talihlilerin tamama yakını fakir ve sıradan hayat yaşayan insanlardı. Fabrikada işçi, küçük esnaf, tamirci, işsizdi. O gece büyük ikramiyenin kendilerine çıkmasının ardından hayatları sonsuza kadar değişmişti.
Bu talihlilerden bir tanesi kazandığı büyük ikramiyeyi alır almaz yurt dışına çıkmış, birkaç ay sonra parasız Türkiye’ye geri dönmüştü. Gülümseyerek “altı ayda tüm parayı bitirdim. Havaalanına indiğimde hiç tanımadığım, hiç görmediğim akrabalarım ortaya çıkmış ve beni bekliyorlardı. Paranın bittiğini duyunca hepsi kayboldu. İkramiye çıkmadan önce bir fabrika işçisiydim. Patronum ikramiye parasını yiyip aç kaldığımı görünce bana acıyıp tekrar işe aldı. Yani anlayacağın tekrar başladığım yere döndüm.”
Bir tamirci ile konuşmuştum. Para çıkınca öğrenen yeni akrabalarının saldırısına uğramış, eşinden ayrılmış, yaşadığı ışıltılı hayattaki kendisine gösterilen ilgiden sarhoş olmuştu. Sonra yavaş yavaş elindekini kaybetmeye başlayınca engel olmaya çalışmış fakat tehditler, şantajlar yüzünden çok korkulu günler geçirerek hastanelik olmuş ve sağlığını ciddi derecede yitirmişti. Yaşadıklarını hatırlayarak “ne sağlığım kaldı, ne huzurum, keşke hiç çıkmasaydı, bak şimdi fakir halime birde sağlık problemleri eklendi. Büyük ameliyatlar geçirip, uzun süre yoğun bakımda kaldım. Oysa kıt kanaat huzur içerisinde geçinip gidiyordum” demişti bana.
Şimdi yıllar sonra bu haberde konu olan kişileri ve yaşam sapmalarını düşününce bu sarhoşluğun sebebini anlayabiliyorum. Sıradan yaşamlardan her ne kadar şikâyetçi olsak da kendi içerisinde bir huzur ve sürekliliği var. Alışkanlıklar, komşuluklar, arkadaşlıklar, evlilikte karşılıklı anlaşmalar, hepsi kendi içerisinde ve kişinin sınırlarını belirliyor. Birdenbire bir hayat değişikliği ortaya çıkınca, bu kurulu düzen alaşağı oluyor. Arkadaşlıklar bozuluyor, evlilikler bitiyor. Çünkü irade ve yaşam kalitesi bir vurgunun etkisi ile sanal naylon bir yaşama dönüşüyor.
Bu kalitesiz, hormonlu, sonradan görme toplum yapısı maalesef birçok alanda karşımızda. Yemek yediği masada rezalet çıkaran vekiller, otel odalarında basılan belediye başkanları, milyarlarca lira paranın üstünde oturan ve insanların inançlarını sömüren tarikat liderlerinin hırsızlıkları, yüzlerce milyar lirayı, Türkiye’nin parasını dışarı kaçırmaları. Edebini ve ahlakını kaybetmiş siyasetçiler. Hepsi bu hormonlu insanlıkların birer ürünü…
Bu insani yıkılma ve dağılma aslında alışık olunamayan bir hazım eksikliğinin yanı sırra geçmiş ile gelecek arasındaki organik bağın kopmasıdır. Bu aslında sadece insanda da olmuyor. Devletlerde benzer değil mi? Tarihlerini, geçmişlerini yok sayan ya da tarihleri olmayan devletlerde aynı şekilde hazımsızlık yaşamıyor mu? Sadece para ile kurulabileceğini düşündüğü devlet içinde işkence ile ölmedi mi Kaddafi? Saddam ya da Esad bu naylon devletleşmelerin mirasyedi oğlu olmadılar mı?
Oysa geçmişi ile ilişkilerini koparmayan devletler daha eğitimli ve ani değişimlere çok daha dayanıklı. İ Çinliler, İngilizler ve Ruslar gibi eskisi olan devletler olağanüstü tranvalara karşı bu nedenle güçlü cevaplar veriyorlar. Sindire sindire tarihin imbiğinden geçmiş bir asalet arıyorsanız buna en çok yakışan Türklerdir. Tarih boyunca onca devletler kurdular. Hepsi bir öncekinin deneyimleri ile kuruldu. Bunu Roma bile yapamadı.
Geçmişi ile ilişkisi bu kadar önemli iken, Türkiye’nin daha önceki devlet ve imparatorluklarını yok sayan bir anlayışın sürekli önümüze getirilmesinin nedeni devleti piyango milyarderleri gibi sonradan görme hale getirip, mantıklı karar almasına engel olmak. Osmanlı’yı yok saymak, Selçuklu’yu kabul etmemek, bu sayede yeni Cumhuriyet’i köksüzleştirmek için görevli çok adama rastlıyor olmamızın sebebi bu. İmparatorluk kurmuş bir geçmişi yok saymak sizce iyi niyetli olabilir mi?
İşte milli piyango büyük ikramiye talihlisi köksüzler nasıl bizi tebessüme ve acınacak bir yaşam hikâyesine götürüyor ise bu yeni nesil geçmişi reddeden siyasi anlayışta aynısını yapıyor. Birisinde insanlar zarar görüyor, oysa devletlerde bu virüs ölümcüldür.