Komisyona bir öneri

Abone Ol

KOMİSYONA BİR ÖNERİ

Terörsüz Türkiye Süreci’ni nihayete erdirmek amacıyla kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nu önümüzdeki günlerde yoğun bir mesai bekliyor. Zira siyasal partiler, raporlarını peyderpey komisyona sunmaya başladı. Komisyon, ilgili raporlar doğrultusunda düşünce ve taleplerini önce kamuoyu ile paylaşacak, ardından yasal düzenleme için Genel Kurul’a sevk edecek. Yani bu süreçte planlanan iki aşama kâğıt üzerinde tamamlanmış olacak. Kâğıt üzerinde diyorum çünkü…

***

Terörsüz Türkiye Süreci’nin ilk aşaması, PKK’nın tüm unsurlarıyla feshedilmesi ve silahların bırakılmasıydı. İkinci aşaması ise yasal düzenlemelerle demokratik siyasetin güçlendirilmesiydi. Bizler ikinci aşamanın arifesindeyiz. Peki, ilk aşama tamam mı? Bence hayır! Gelin, kısa bir değerlendirme yapalım:

Öcalan çağrı yaptı mı? Evet.

PKK fesih kararı aldı mı? Evet.

PKKlı teröristlerin tamamı silah bıraktı mı? Hayır.

PYD, PJAK vb. KCK tüm bileşenleriyle feshedildi mi? Hayır.

Terörsüz Türkiye tamam; peki sürecin başında vurgulanan Terörsüz Bölge tamam mı? Hayır.

SDG, 10 Mart mutabakatına uydu mu? Hayır

Kısaca söz var icraat yok!

Dahası…

***

Teröristbaşı Öcalan, SDG konusunda net bir tavır almıyor; PKK’lı teröristler “Biz teslim olmadık, yanlış yapmadık, af dilemiyoruz.” açıklamaları yapıyor. DEM ise her fırsatta “Rojava” demeye, “SDG’ye dokunamazsınız” demeye, hatta Türkiye’nin SDG’yi tanıması gerektiğini savunmaya devam ediyor.

Ya Allah aşkına şu süreçte, Bahçeli tarihini, kimliğini, kişiliğini masanın üzerine yatırmışken, Cumhurbaşkanı Erdoğan birinci çözüm sürecinin travmasını yaşamış biri olarak yanlış bir adımın neye mal olacağını bile bile sürecin önünü açmışken şu DEM Partililerden Türk milletinin ruhuna dokunan, şehit/gazi ailelerinin acısını paylaşan, Türkiye partisi olma iddiası taşıyan bir cümle duydunuz mu? İmralı tutanakları konusunda dahi Öcalan’nın, PKK’nın, Kandil’in gerisine düşmüş bir siyasal parti olabilir mi? Türkiye, SDG’ye müdahale ettiğinde bu kişilerin masada oturmaya devam edeceğini düşünen var mı? Dünyada, siyasal partiler uzantısı oldukları örgütleri ikna etsin diye müzakare yapılır, biz Öcalan’ın DEM’i hizaya çekmesini bekliyoruz. Enteresan!

Peki süreç neden bu hâle geldi? Söyleyeyim:

Devlet, İmralı’ya gittiği gün psikolojik üstünlüğünü kaybeder demiştim ve nitekim öyle oldu. Sürecin PKK ile sınırlı kalıp kalmayacağı, bundan sonraki günlerin birinci tartışması olacak.

***

Başa dönelim.

Belli ki önümüzdeki dönemde yasal düzenlemeler yapılacak. Demokrasiyi güçlendirecek, siyasetin alanını genişletecek ve silah yolunu kapatacak her düzenleme Türkiye’ye kazandıracaktır, desteklenmelidir. Ancak üniter devlet ve ulus devlet kimliği tartışmaya açılmamalıdır. Resmi dil, kırmızı çizgi olmalıdır.

Ayrıca; “suça bulaşmamış terörist” kabulünün, diğer terör örgütlerine emsal teşkil edeceği hesaba katılmalıdır. Terör örgütü mensuplarının kamuda istihdam edilmesinin, devlet kapısında bekleyen binlerce vatandaşımızın öfkesiyle karşılanacağı düşünülmelidir. SDG’nin silah bırakmadığı her denklemde, toplumun kesinkes ikna edilemeyeceği not düşülmelidir.

Yazacak daha çok şey var; ancak ben yazımı başlığımla bitireyim.

Benim önerim şudur:

Komisyon, atılacak adımları tek tek ve şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşıp yasal düzenlemenin altyapısını oluşturduktan sonra, en sona bir şerh düşmelidir:

“Tüm bu yasal düzenlemeler; KCK’nın (PKK değil) tüm unsurlarıyla feshedilmesinden ve SDG’nin 10 Mart mutabakatına eksiksiz riayet etmesinden sonra yürürlüğe girecektir.”