Kötülüğün evrimi

Abone Ol

The Dark Knight’tan sonra sinema neden kötüleri daha çok sevmeye başladı?

Eskiden kötü karakterler hikâyenin önündeki engeldi. Bugün ise çoğu zaman hikâyenin kendisi. Seyirci artık kahramanın kazanıp kazanmayacağını değil, kötünün ne söyleyeceğini merak ediyor. Bu dönüşümün sinemadaki en büyük kırılma noktalarından biri Christopher Nolan’ın The Dark Knight filmindeki Joker karakteriydi.

Bazıları Hannibal Lecter gibi karakterlerin çok daha eski olduğunu söyleyebilir. Haklılar da. Fakat o karakterler istisnaydı. The Dark Knight sonrası ise ”karizmatik kötü” neredeyse endüstrinin ana karakter diline dönüştü.

Heath Ledger’ın Joker’i sadece “iyi oynanmış bir kötü adam” değildi. O karakter, kötülüğün sinemadaki formunu değiştirdi. Çünkü Joker’in amacı dünyayı ele geçirmek değildi. Para istemiyordu. Güç istemiyordu. Hatta çoğu zaman kazanmak bile istemiyordu. O sadece insanların içindeki düzen fikrine saldırıyordu. Sistemin, ahlakın ve güven duygusunun ne kadar kırılgan olduğunu göstermek istiyordu. Seyirci bunu büyülenmiş gibi izledi. Belki de bu yüzden yıllar geçti ama insanlar hala Batman’den çok Joker sahnelerini konuşuyor. Bu yüzden sinema kötü karakterleri artık sadece yenilecek figürler olarak yazmıyor. Onları anlamaya, haklı çıkarmaya, hatta bazen kahramandan daha derin kurmaya başlıyor.

Bugün birçok büyük yapımda kahramanlar giderek düzleşirken kötüler daha katmanlı yazılıyor. Zira kahramanların kusursuzluğu artık inandırıcı gelmiyor. Seyirci kırılmış, öfkeli, çelişkili karakterlere daha yakın hissediyor. Walter White’ın dönüşümünü izlememizin sebebi buydu. Joker filminde Arthur Fleck’e bu kadar yoğun ilgi gösterilmesinin nedeni de aynıydı. İnsanlar artık “iyi insan” görmekten çok “yaralı insan” izliyor.

Fakat burada başka bir tehlike de oluşuyor. Sinema kötüyü derinleştirirken bazen kötülüğü estetikleştirmeye başladı. Joker’in yüzündeki makyaj, Tyler Durden’ın anarşisi ya da Patrick Bateman’ın soğukkanlılığı bir süre sonra karakter analizinden çıkıp pop kültür aksesuarına dönüştü. İnsanlar karakterleri anlamaktan çok onların karizmasını tüketmeye başladı. Belki de modern sinemanın en büyük problemi burada yatıyor. Kötüler artık insan gibi yazılıyor ama kahramanlar hala sembol gibi davranıyor. Bu yüzden seyirci gerçekliği kötü karakterlerde buluyor. Çünkü sinemada iyi insanlar artık fazla steril. Kötüler ise hâlâ nefes alıyor.

Ve yeni bir milyon dolarlık soru: Sinemanın kötülüğe olan ilgisi gerçekten insanı anlamaya mı çalışıyor, yoksa artık iyiliğe inanmakta zorlandığımız için mi bu karakterlere bu kadar bağlanıyoruz?