Oscar bu yıl yine güvenli sularda dolaştı. Buna rağmen Michael B. Jordan’ın Sinners ile aldığı ödül, gecenin hafızada kalacak tercihiydi. Zira bu kez öne çıkan şey filmin tuhaflığı değil, rolün sahiciliği ve ağırlığı oldu.
Geçtiğimiz hafta 98. kez sahiplerini bulan Oscar Ödülleri, büyük sürprizlerin ya da sert kırılmaların gecesi olmadı. Daha çok sezon boyunca güçlenen kanaatlerin resmileştiği, uzlaşının öne çıktığı, kimseyi fazla sarsmayan bir tören izledik. Salondan geriye kalan birkaç çarpıcı andan biri Javier Bardem’in vicdanlı ve onurlu çıkışıydı. Bu yıl Oscar gecesini baştan sona özetlemektense, tek bir ödülün üzerinde durmak daha anlamlı görünüyor. Michael B. Jordan’a verilen En İyi Erkek Oyuncu ödülü.
Jordan bu ödülü Sinners filmindeki performansıyla aldı. Sinners, Oscar’ın geleneksel beğeni alanına tam oturan filmlerden biri değil. İçinde kovboylar var, karanlık var, vampirler var. Türler birbirine karışıyor, western estetiği ile korku dili aynı dünyada buluşuyor. İlk bakışta filmin asıl konuşulacak yanı sanki bu sıra dışı karışım gibi görünüyor. Fakat izlendikçe anlaşılan şey başka. Bu yapının merkezinde asıl ağırlığı taşıyan şey, Michael B. Jordan’ın performansı.
İyi oyunculuk çoğu zaman gürültü çıkarmaz. Seyircinin gözüne “büyük performans” diye sokulmaz. Daha sessiz çalışır. Karakterin içine sızar, ritmini kurar, onun öfkesini, ağırlığını, kırılganlığını görünür kılar. Michael B. Jordan burada tam da bunu yapıyor. Rolünü süslemiyor, parlatmıyor, göstermiyor, içeriden kuruyor. Bu yüzden de performansı, filmin sıra dışı yapısının bile önüne geçiyor.
Belki bu ödülü kıymetli yapan şey de tam olarak burada yatıyor. Oscar çoğu zaman güvenli alanı sever. Büyük dönüşümleri, görünür oyunculuk numaralarını, kolay fark edilen ağırlıkları ödüllendirmeye daha yatkındır. Oysa Jordan’ın performansı daha farklı bir yerden geliyor. Seyirciyi “bak ne kadar zor bir rol” diye ikna etmeye çalışmıyor.
Oscar bu yıl yine çok cesur davranmadı. Yine güvenli sularda dolaştı. Ama en azından bir noktada, gösterişli olanla sahici olan arasındaki farkı gördü. Javier Bardem’in salondaki vicdanlı çıkışı gecenin ahlaki hafızasında yerini aldı, Michael B. Jordan’ın ödülü de sinemasal hafızada.
Bazen bir ödül töreninden geriye büyük sürprizler kalmaz. Ama doğru kişiye verilmiş tek bir heykelcik bile, o gecenin neden tamamen boşa geçmediğini anlatmaya yeter.