KOZİNOĞLU CİNAYETİNİN ŞİFRELERİ ÇÖZÜLÜYOR

Abone Ol

Geçtiğimiz hafta “Kâşif Kozinoğlu Öldürüldü mü?” başlıklı köşe yazımı gazeteye teslim ettiğimde, uzun yıllardır içimde bir sızı olan konuyu tekrar gündeme getirmiş ve üzerime düşeni yapmıştım. Kozinoğlu dosyası, vefatından yaklaşık beş ay sonra, 10 Nisan 2012’de takipsizlik kararıyla kapatıldığında, geçen hafta sorduğum sorular muhatabını bulamamıştı. Uzun yıllar boyunca kritik dosyaları takip eden bir gazeteci olarak bu meselenin üstünün kapatılmasından duyduğum rahatsızlığı anlatamam. Çünkü bir gazetecinin görevi, sonucu ne olursa olsun gerçeğe ulaşmaktır. Bu konuyu daha önce de birkaç kez gündeme getirmeye çalıştım ancak demek ki vakti bugünlereymiş.

“Kâşif Kozinoğlu Öldürüldü mü?” diye sorduğum yazım köşemde yayınlanır yayınlanmaz çok ciddi geri dönüşler aldım. Bu dosyanın yeniden açılması ve hızla ilerleme kaydetmesi konusunda Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in dirayetli duruşunu ve çabasını takdir ettiğimi belirtmeliyim. Bakanlığın tüm faili meçhul olaylarla ilgili çabası ve Sayın Gürlek’in taviz vermeden olayların üzerine gitme cesareti sayesinde ülkemizdeki adalet anlayışı hızla değişmektedir. İşlenen suçun cezasız kalmayacağı ve kaç yıl geçerse geçsin gerçeklerin ortaya çıkarılacağı inancı; milletin adalete, dolayısıyla da devlete olan güvenini artırmıştır.

Bu konuyla ilgili 11 kişi hakkında işlem başlatıldığını, kişilerden birinin FETÖ firarisi olarak yurt dışına kaçtığını, 10 kişinin ise gözaltına alındığını öğrenmiş bulunmaktayız. Gördüğüm kadarıyla benim sorduğum soruları soruşturma makamları ve kolluk kuvvetleri de soruyor ve bu sorulara cevap arıyor. Kozinoğlu; Türk milleti ve devleti adına görevli bir memurdu. Bu nedenle, üzerinde çalışılan diğer faili meçhul olaylardan çok daha farklı boyutlara sahiptir. İşte tam da bu sebeple, ölümüyle ilgili gerçeklerin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konması devletin namusudur. İlgili makamların bu meseleye bizzat eğilmesinin altındaki şifre budur. İlerleyen günlerde çok ciddi sonuçlara ulaşılacağı ortadadır. Devlet, içindeki her türlü yanlışa ve suça bulaşanları temizlemekte kararlıdır ve belki de bunun ilk örneği Kâşif Kozinoğlu dosyası olacaktır.

Devletin koruması altındayken, yani tutuklu durumdayken bir istihbarat elemanının ölmesi ya da öldürülmesi çok ciddi bir meseledir. Bir önceki köşe yazımda birçok soru sormuştum. Bugün bunlardan sadece birkaçını tekrar gündeme getirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Burada Kozinoğlu’nun tutukluluk meselesi de çok önemli. 2937 sayılı MİT kanunu MİT personellerinin yargılanma esaslarını belirliyor ve yargılanma iznini MİT başkanına ve Cumhurbaşkanına veriyor. Zamanın savcıları bunu bildikleri için yargılamayı MİT operasyonlarının dışında bireysel sebeplere bağlayarak Kozinoğlu’nu yani MİT Dış İstihbaratlar Daire Başkanını tutuklamışlardı. Ne kadar FETÖ kokan bir uygulama değil mi? Bu durumda ortada bir suç değil suç içinde suçlar var anlamıda çıkıyor.

12 Kasım günü rahatsızlanan Kozinoğlu, yürüyerek koğuştan çıkarılmış; bilinci açık ve konuşur vaziyette jandarma noktasına götürülmüş. (altını kalınca çiziyorum bu detayın) Orada kendisine kalp masajı yapıldığı iddia ediliyor. Bu doğru mudur? Çünkü çalışan bir kalbe masaj yapmak, o kalbi durdurabilir. Bu masaja başlamadan önce Kozinoğlu’nun genel durumu nasıldı? Eğer yapıldıysa bu masajı kim yapmıştır? Bu sorulara cevap bulunabilirse dosya zaten büyük oranda çözülecektir.

Burada birkaç soru daha soralım:

Kozinoğlu'nun, ölmeden önce avukatı Hüseyin Derin Yarsuvat’a savunmasıyla ilgili bir mektup yazdığı ancak bu mektubu kendisine gelen başka bir avukata vermediği haberleştirilmişti. Ölümünden sonra ailesine teslim edilen eşyaların arasından bu mektup çıkmadı. Bu mektuba ve savunma evrakına Silivri Savcılığı tarafından “gizlilik” kararıyla el konulduğunu biliyoruz. Nereden mi biliyoruz? 2014 yılında “Kumpas Soruşturması” kapsamında dosyaya bu mektup ile ilgili bilgi girmişti, oradan biliyoruz. Peki, bu mektuba neden hiç ulaşılamadı? Mektup şu an nerededir ve üzerindeki gizlilik kararının nedeni nedir? Mektup bulunabilir mi? Kozinoğlu’nun avukatı Hüseyin Derin Yarsuvat ile eski medya patronu ve iş insanı Erol Aksoy arasındaki bağlantılar nelerdir?

Eğer bu dosya bir cinayet ise son olarak şu hususların da aydınlatılması gerektiğini düşünüyorum: Burada asıl hedef Kozinoğlu mu yoksa Hasan Atilla Uğur mu? Yani mesele MİT mi yoksa başka bir konu mu? Bu sorunun yanıtı, aslında bu dosyadaki en kritik cevaptır.

Bu soruların yanıtlanması için Sayın Gürlek’in gösterdiği iradenin yeterli olacağına inanıyorum. Kısa sürede meselenin tüm çıplaklığıyla ortaya konacağını düşünüyor ve gelişmeleri büyük bir heyecanla takip ediyorum. Benimle birlikte tüm araştırmacı gazeteciler, devlet görevlileri ve milletimiz de bu süreci izliyor. Bu ve benzeri dosyaların çözülüp gerçeklerin ortaya çıkarılması devlete olan güveni perçinleyecektir. Yolun uzun olduğunu biliyorum ama unutmayalım ki her yol başlayınca biter.