KUBİLAY KAAN KUNDAKÇI'NIN VEBALİ KİMİN OMUZLARINDA?

Abone Ol

Bir genç cinayete kurban gitmiştir.

Aslında bütün ifadelerin, savunmaların, gözyaşlarının ve mahkeme salonunda yaşananların ötesinde değişmeyen gerçek budur.

Henüz 21 yaşındaki futbolcu Kubilay Kaan Kundakçı bugün hayatta değildir.

Önünde uzun yıllar vardı. Hayalleri vardı. Hedefleri vardı. Belki de Türk futboluna hizmet edecek bir kariyerin henüz başındaydı. Ancak bugün onun adı bir spor başarısıyla değil, Türkiye'nin gündemine oturan bir cinayet davasıyla anılıyor.

Kubilay Kaan Kundakçı cinayetini uzun süredir yakından mercek altına alıyorum. Günlerdir, haftalardır sayısız haber okuduk, onlarca iddia dinledik. Kimi bir şey söyledi, kimi başka bir iddia ortaya attı. Ancak benim beklediğim tek şey mahkeme salonunda ortaya çıkacak gerçeklerdi.

Çünkü kafamdaki sorular çok netti.

Cinayete azmettiren kimdi?

Vur emrini kim vermişti?

Silahı kullandığı iddia edilen Alaattin Kadayıfçıoğlu bu noktaya nasıl gelmişti?

Şarkıcı Aleyna Kalaycıoğlu'nun olaydaki rolü neydi?

Türkücü İzzet Yıldızhan gerçekten hakkında ileri sürülen suçluyu kayırma iddialarının neresindeydi?

İşte bütün Türkiye bu soruların cevabını bekliyordu.

Mahkeme günü geldiğinde ise sadece duruşma salonunda değil, adliye koridorlarında da tansiyon yüksekti.

Rapçi Vahap Canbay ile hayatını kaybeden Kubilay Kaan Kundakçı'nın ailesi arasında sert tartışmalar yaşandı. Karşılıklı sözler havada uçuştu. Hatta koridorlarda, bazı tarafların Alaattin Kadayıfçıoğlu cephesiyle yakınlaştığı ve bu nedenle davanın ilerlemesinde sorun yaşandığı yönünde iddialar dillendirildi.

Elbette bütün bunlar mahkemenin değerlendireceği konular. Ancak görünen o ki bu cinayet dosyası sadece mahkeme salonunda değil, vicdanlarda da yargılanmaya devam ediyor.

Kartal'daki Anadolu Adliyesi'nde görülen ilk duruşmada gözyaşları vardı, öfke vardı, feryat vardı. Ama en çok da cevap bekleyen sorular vardı.

İddianamede Alaattin Kadayıfçıoğlu hakkında kasten öldürme suçlamasıyla ağır ceza talep edilirken, Aleyna Kalaycıoğlu hakkında kasten öldürmeye azmettirme suçlaması yöneltiliyor. Türkücü İzzet Yıldızhan hakkında ise suçluyu kayırma suçlamasıyla dava sürüyor.

Mahkeme salonunda herkes kendi cephesinden yaşananları anlattı.

Alaattin Kadayıfçıoğlu, silahın bir anda patladığını savundu.

Aleyna Kalaycıoğlu ise gözyaşları içinde ifade verdi. Olay gecesi Alaattin Kadayıfçıoğlu'na defalarca "N'olur inme" diye yalvardığını anlattı. Silahı ilk kez o gece gördüğünü söyledi. Kendisinin kimsenin ölümüne sebep olmadığını ifade etti.

Ancak mahkeme salonunda en dikkat çeken anlardan biri, acılı anne Ülker Kundakçı'nın Aleyna Kalaycıoğlu'na yönelttiği soruydu:

"Neden oğluma ayakçı dedin?"

İşte o anda konuşan yalnızca bir anne değildi.

Evladını toprağa vermiş bir yüreğin feryadıydı.

Aleyna Kalaycıoğlu bu ifadeyi kendisinin kullanmadığını söyledi. Ağladı. Kendini savundu. Ancak annenin verdiği cevap salonda derin bir sessizlik yarattı:

"Boşuna ağlama."

Bu söz belki de duruşmanın en ağır cümlesiydi.

Çünkü bir tarafta gözyaşları vardı.

Diğer tarafta ise mezarda yatan bir evlat.

Kubilay'ın babası Cemil Kundakçı'nın sözleri de insanın içini dağlayacak cinstendi.

"Ben oğlum öldüğünden beri üç aydır uyuyamıyorum."

Bir babanın yaşadığı acıyı anlatmak için bundan daha güçlü bir cümle olabilir mi?

Duruşmada tanık olarak dinlenen Vahap Canbay ise olay anını anlattı. Silah doğrultulduğunu, ardından silah sesinin geldiğini ve o an tek düşündüğü kişinin Kubilay olduğunu söyledi.

Dosyada adı geçen bir diğer isim ise İzzet Yıldızhan'dı.

Hakkında suçluyu kayırma suçlaması bulunan İzzet Yıldızhan, mahkemede yaptığı savunmada itibarının zarar gördüğünü, büyük mağduriyet yaşadığını ve 45 gün cezaevinde kaldığını anlattı.

Elbette herkes kendi mağduriyetini anlatabilir.

Ancak burada unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var.

Bu dosyada itibarını kaybedenler olabilir.

Bu dosyada özgürlüğünü kaybedenler olabilir.

Bu dosyada kariyerleri zarar görenler olabilir.

Ama bu dosyada hayatını kaybeden yalnızca bir kişi var.

O da Kubilay Kaan Kundakçı.

Bu nedenle bu davanın merkezine başka hiçbir şey konulmamalıdır.

Ne şöhret...

Ne magazin...

Ne sosyal medya...

Ne de ünlü isimler...

Bu davanın merkezinde genç yaşta toprağa verilen bir insan vardır.

Acılı anne Ülker Kundakçı duruşma öncesinde yaptığı açıklamada, "Çocuğum aşk üçgeni yüzünden öldü" dedi.

Bu sözün doğruluğunu ya da yanlışlığını ortaya koyacak olan mahkemedir.

Ancak tartışmasız gerçek şudur:

Kubilay Kaan Kundakçı o gece evine dönemedi.

Bir anne evladını kaybetti.

Bir baba uykularını kaybetti.

Bir aile hayatının en büyük acısıyla baş başa kaldı.

Şimdi bütün Türkiye aynı soruların cevabını bekliyor.

O gece tam olarak ne yaşandı?

Kubilay Kaan Kundakçı'nın ölümüne giden süreç nasıl gelişti?

Kim ne biliyordu?

Kim ne yaptı?

Kim hangi sorumluluğu taşıyor?

Mahkeme önümüzdeki duruşmalarda bütün bu soruların cevaplarını arayacak.

Ancak hangi karar çıkarsa çıksın değişmeyecek bir gerçek var.

Kubilay Kaan Kundakçı geri gelmeyecek.

Bu nedenle bu dava yalnızca bir cinayet davası değildir.

Bu dava bir annenin gözyaşıdır.

Bu dava bir babanın uykusuz geceleridir.

Bu dava, genç yaşta toprağa verilen bir evladın ardından adalet arayan bir ailenin mücadelesidir.

Ve bu dava sonuçlandığında bile geriye cevabı vicdanlarda kalacak tek soru şudur:

Kubilay Kaan Kundakçı'nın vebali kimin omuzlarında?