Şoklar ve krizler çağının en büyük mağdurları ne yazık çocuklar ve gençler oluyor.
Hiçbir şeyin kök salmasına fırsat vermeyen hız, adeta bir gelenek katili gibi davranıyor.
Bir “kültür açığı” olarak, maddi kültür ile manevi kültür arasındaki mesafe fersah fersah uzamış durumda.
Teknolojinin baş döndüren hızıyla üretilen yeni araçlar, hazmı zor olduğu için ve uzun zamanlar gerektirdiği için sürekli ve ardı ardına şok dalgaları şeklinde çarpıyor, genç ve henüz olgunlaşmamış zihinlere.
Yetişkinlerin çaresizliği ise apayrı.
Bir “dijital yabancı” olarak yakalandılar bu çağa.
Dili, jargonu bir tarafa, yabancısı oldukları teknolojik cihazlar ve adeta sonsuza açılan dijital pencerelerinin gösterdiği manzaraya çok yabancılar.
Çocuklarının dünyasına her dönemde yabancıydı anne-babalar.
Kuşak farkı denip geçiliyordu çoğu zaman.
Daha eskilerde çocuk, genç gibi kategoriler çok silikti zaten.
Bir anda büyümek ve savaşmak ya da tarlada çalışmak gerekiyordu nihayetinde.
Şimdi işler çok değişti.
“Ben çektim oğlum çekmesin.” konforunda büyüyen çocuklar, ellerinde son teknoloji telefon ve tabletlerle sanal sonsuzluğu açılıyorlar.
“Kral oğulların, kraliçe ya da prenses kızlar”ın hizmetinde kusur da edilmiyor çoğu zaman.
Bu yeni kral ve kraliçeler karşısında, öğretmenin otoritesinin zede almaması imkânsız olurdu.
Dünya teknoloji tarihinin ulaştığı en yüksek seviyedeki cihazları, onlara karşı hiçbir süzgeci ya da eleme kriteri, donanımı olmayan çocuklarımızın eline verirken, ne kadar sonuçlardan emindik?
Garip bir çelişkinin de içinde değil miyiz?
Taşlarını kendi ellerimizle döşediğimiz yolların çıktığı çıkmaz sokaklar için hayrete düşüyoruz.
Ölçülebilen, açık ve güveni tesis edilmiş şeyler de bile hesap hataları olurken ölçemediğimiz, hakkında bilgi sahibi olmadığımız, hangi çukurlara maruz kalacağını bilmediğimiz yollara saldığımız çocuklarımızın kafasını kimler çeliyor acaba?
Şanlı Urfa’da ve Kahraman Maraş’ta benzer risklerle şoka uğradık.
Bizim kendi hikayemizi anlatamadığımız yerde, çocuklarımız başkalarının hikayeleriyle büyüyor demek ki.
“Yönetmek için bilmek” ilkesiyle muhakkak tanışmak zorunda ebeveynler.
“Bilmiyordum”a sığınmak, çekilecek acıların reçetesi değildir.
Bilene danışmak ve anlama çabasında olmak, aile sıcaklığı ile çocukları kucaklamak çok önemli.
Bizim iletişim kuramadığımız çocuk, yalnızlığını muhakkak başka yollarla telafi edecektir.
O zaman da mantığın değil duyguların ve parıltının peşinden gitme ihtimali çok daha önde olacaktır.
Artık gelenek oluşturmakta neredeyse çaresiz duruma düşmüşken hiç olmazsa geçmişten gelenleri yeni nesillere aktarmakta ketum olmayalım.
Ahlakın, vicdanın ve bilginin hâkim olduğu merhametli bir dünyaları olsun onların da.
Sevgi ve şefkatle, konumu şaşmamış rollerle büyüyen çocukların şoklara karşı daha dayanıklı olacağı sır değildir.
“Rabb’im benzerlerini bir daha yaşarmasın.” derken, tedbirden vareste bir tevekkülü kastetmiyorum…
Yüreğimizi “kor” hale getiren evlatlarımıza, Rabb’imden rahmet diliyor, kederli ailelerine ve ülkemize başsağlığı niyaz ediyorum…