Kurban/Hediy

Abone Ol

Kurban, insanlık tarihi boyunca farklı gerekçelerle uygulanagelen bir ibadet biçimi olarak inanç sistemleri içinde önemli yer tutar. İnançların pagan, çok tanrılı veya ilahi olmasından bağımsız olarak kurban, sunak ve hediye olarak gerçekleştirilmiştir. Farklı zamanlarda farklı uygulama örnekleri ile karşılaştığımız kurban olgusunu, cinsiyet gözetmeksizin, zaman zaman insanın kurban olarak sunulması; gücün erkek lehine gelişmesi dönemlerinde güzel ve genç kızların kurban edilmesi; mitolojik tarihe tekabül eden bir kesitte de güzel erkek çocuklarının kurban edilmesi olarak biliyoruz.

Bir inanca sahip insanın, kendisinden üstün gördüğü bir varlıkla yakınlaşmak üzere gerçekleştirdiği bu ibadet biçimi; küçük farklılıklarla, bütün inanç sistemlerinin bir taşıyıcısı olarak günümüze kadar uzanır. İnancın, farklı coğrafya ve tarih kesitinde ilişkide bulunduğu kültürlerden etkilenerek kültürleşmesi de kurbanda değişikliklerin oluşmasına imkân sağlamıştır. Arkeolojik kazılar ve antropolojik çalışmalar ile dinler tarihi bu konuda epey malzeme edinmemize imkân sağlar.

Kimi inanç sistemlerinde kurban; ilahi ve yüce bir varlığın sevgisini kazanmak, ondan kendisine yapılacak iyi ve doğru şeyleri güvence altına almak; varlığı tam olarak kavranamayan o varlıktan gelebilecek kötülükleri önlemek veya en aza indirmek için sunulan bir hediye olarak gerçekleştirilmiş. Güçlü kabul edilen bazı insanlara ve korkulan hayvanlara da beklenti ve çekinceler amacıyla adaklar adandığı ve kurbanlıklar sunulduğu olmuştur. Yüceltilen veya beklentisinin karşılanacağı gerekçesiyle, günümüzde de türbe, dergâh, ziyaretgâh… gibi mekanlara ve adı geçen mekanlarda barınanlara hayvan, tahıl, şeker, sebze ve meyve benzeri şeyler sunulmakta; ayni ve nakdi bağışlar yapılmaktadır. Kimi insanlar da, amaçlarına ulaşmak için adı geçen kurumlarda, belli zamanlarda ücretsiz çalışarak manevi haz aramaktadır.

Anadolu’nun pek çok yerindeki türbelerde, meftun kişi bilinsin veya bilinmesin, adak kurbanlarla yüceltilmekte ve “yakınlık kurulmaktadır.” Bu kültürel dindarlığın, pagan inancının kurban geleneğinden yerleştiğini, İslâmî bir mahiyet taşımadığını hatırlamak gerek. Bu anlamda, zaman zaman mezarlara yiyecek ve içecek bırakılması da bu geleneğin bir sonucudur. Bununla da ölen atalara ait ruhların yüceltilmesi ve buluştuğu yüce varlığın ona yardımcı olması umudu yaşatılıyor.

Kurbanı hediyeye indirgeyerek, kurbanın sosyal boyutunu ihmal eden toplumlar, kurban olayının daha çok birey ile doğaüstü güçler veya kutsallık atfedilen kişiler arasında geçen bir ritüele dönüştürmüş; “ben veriyorum ki karşılık olarak sen de ver” anlayışı ile kurbanı pragmatik, menfaatçi, çıkarcı vb. bir olguya dönüştürmüştür.

İslâm düşüncesinde tevhidi hakikati göz ardı etmeden bir anlayış geliştirmeye ihtiyaç var. Kurbanın kelime anlamı ‘yakınlaşmak’tan hareketle yapılan yorumları, “kurban kesen kişinin bencillikten ve cimrilikten arınarak Allah’a yaklaşması” olarak anlamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Allah, "Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kuran:50/16) diyor. O halde kurban, insan kalanların, çoğaltma ve güç devşirme derdine düşmeden ve bu beşerî tutkulara kurban olmadan; adalet ve ölçüyü gözeterek, paylaşarak, beklentisiz dayanışmayı önceleyerek yaptığı bir ibadet olarak gerçekleşmelidir. Bir Tevhid eylemi olarak kurban, yakınlaşmaktan ziyade yaklaşma çabası olmalı. Çünkü ayet, Allah’ın zaten ve yeterince bize yakın olduğunu işaret ediyor. Oysa inanmış insan, Allah’la arasına mesafe koyduğu için birtakım aracılar vasıtasıyla yeniden buluşma ve yakınlaşma çabasına girişti; ancak aracılar üzerinden kurulacak kurbiyet sorunlu bir yakınlaşmaya sebep teşkil eder.

Kuran’da hediy olarak ifade edilen kurban, basit bir hayvan boğazlama eylemi değildir. Kurban dinî bir emir olmanın yanı sıra âhlakî bir düzenlemedir de. İhtiyaç sahibi toplum üyelerinin beslenme ihtiyaçlarına destek vererek, hırsızlığı önlemeden, dengeli beslenmeyi sağlayarak sağlıklı kalmaya ve paylaşım hukukunu inşaya zemin hazırlar. Bu tespitlere ek olarak kurban; sözleşme, barış, akrabalık gibi sosyal boyutlarıyla çok boyutlu yakınlaşmalara da imkân sağlamaktadır. İhtiyaç sahipleri, akrabalar, komşular, bölgedeki öğrenci ve kimsesizlerin barındırdığı kurumlarla yapılan paylaşım sayesinde insanlarla iletişim kurulur ve yakınlaşma imkânı buluruz.

Mezopotamya ve Mısır topraklarında, ilk çocuğun kurban edilmesi bir gelenek olarak yaygın bir uygulamaydı. Semavi dinlerde bu hikâyenin kutsal metinlerde yer alması; özellikle İbrahim peygamber üzerinden Tevrat ve Kuran'da yer almasını, insanın kurban edilmesi eyleminin ortadan kaldırılarak ilahi bir kural haline getirilmesi, insanlık tarihi bakımından oldukça önemlidir. İnsanı yeryüzünün en kıymetli varlığı olarak tanımlayan Allah, bu yasayla/ibadetle insan kanının akıtılması fiilini yasaklamıştır.

Burada rahmetli hocam Prof. Dr. Ali Murat Daryal’ı rahmetle hatırlamak gerek. Daryal, “Kan görme tutkusunun insan psikolojisine etkileri”ni kurban ibadetiyle anlatırken, Batı düşüncesi mensuplarının arenalarda, insanları hayvanlara parçalatarak sergilediği vahşetin merhamete ne kadar da uzak olduğunu örnek olarak anlatır ve “kurban tek başına insanlığı yeniden inşa eder.” derdi.

Kurban, insanın insanileşme yolculuğunda bir sınama ve insanlığının farkına varma eylemidir. En çok istenenin, inanılan uğruna feda etme cesaretinin, “paradoks ve teslimiyet” ikileminde merhamete dönüşmesini kurbanda anlayabilenlerin bayramını tebrik ederiz.