Geçtiğimiz günlerde sosyal medya dünyasının derinliklerine vakıf bir dostumla bir araya geldim.
Anlattıklarını dinledikçe, modern zamanın "dijital giyotinleri" karşısında küçük dilimi yutacak duruma geldim. Meğer Ankara kulislerinden iş dünyasına kadar uzanan o parıltılı koridorlarda ne kirli savaşlar dönüyormuş.
Piyasada "itibarlı" diye bilinen, vitrini süslü bazı isimlerin, rakip gördükleri liyakatli insanları yönetim katlarından tasfiye etmek için nasıl devasa bütçeler ayırdığını duyunca hem şaşırdım hem de derin bir üzüntü duydum.
İnsan ilişkileri, dijital bir pusu kurma sanatına mı dönüştü?
Birini sevmeyebilirsiniz, vizyonunuz uyuşmayabilir ancak bir insanı ekmeğinden etmek, itibarını sosyal medya algısıyla yerle bir etmek için servet harcamak hangi vicdana sığar?
Liyakat, Savunma Hattıdır
Her zaman savunduğum bir gerçeği tekrar etmekte fayda görüyorum.
Bir kurumda, şirkette veya toplulukta yönetici koltuğu, o işin mutfağından gelen, liyakatli insanlara teslim edilmelidir.
Çünkü liyakatin olmadığı yerde, koltuğu korumanın tek yolu "algı yönetimi" haline gelir. İş üretemeyenler, yalan ve iftira üretmeye başlar. O koltukları altında tutabilmek için dağıtılan milyonlarca liralık reklam bütçeleri, aslında birer "itibar suikastı" fonuna dönüşmüş durumda.
Yazıktır, günahtır. Şimdilik bu karanlık dosyanın kapağını burada tutalım, ama bilin ki o gayya kuyusu çok derin ve kirli.
Bu kirli savaşların beslendiği ana damar ise kontrolsüz bir reklam pazarı.
Kökü dışarıda olan sosyal medya platformları, zaten kısıtlı olan yerli reklam pastamızın neredeyse yüzde 75’ini adeta yutup götürüyor. Sonrası malum, parayla alınan sahte takipçiler, bot hesaplar üzerinden şişirilen etkileşim rakamları ve manipüle edilmiş veriler.
Bugün dijital dünyada karşımıza çıkan verilerin çoğu, maalesef üzerinde oynanmış birer illüzyondan ibaret. Dedikodunun, çarpıtmanın ve manipülasyonun merkezi haline gelen bu mecralar, gerçekte etki güçleri çok zayıf olmasına rağmen, sanal rakamlarla kendilerini dev aynasında gösteriyorlar.
Hala bu işin profesyonelleri şu konuda hemfikir, konvansiyonel medyanın güvenilirliği, dijitalin kaosuyla kıyas kaldırmaz.
Kontrolden geçen haberler, süzülen görüntüler ve gerçek uzmanların görüşleri doğru bilgiye ulaşmak için hala en sağlam kalemizdir. Gerisi çoğu zaman "tık" uğruna satılan yalan dolanlardan ibaret.
Gazetelerin, özellikle de yazar kadrosuyla ve ilkeli duruşuyla Diriliş Postası’nın bu süreçteki performansının gerçekten takdire şayan olduğunu söylemeliyim. Kamuoyu, dezenformasyon yağmuru altında ıslanmamak için hala geleneksel medyanın saçakları altına sığınıyor.
Sosyal medya reklamlarına kanıp mağdur olanların hikayelerini her gün dinliyoruz.
Toplumsal bir "kazıklanma" sarmalına girmemek için bu mecraların ışıltılı ama içi boş vaatlerine karşı uyanık olmalıyız.
Şahsen ben, doğruluğu teyit edilmemiş hiçbir dijital rüzgara yelken açmıyorum.
Yazımın başında bahsettiğim, sosyal medya yalanlarıyla dürüst insanları koltuğundan etmeye çalışan sahtekarlarla milleti sanal vaatlerle kandıran reklam avcıları, algılarla inşa edilen sahte krallıkların, aynı familyanın üyeleridir. İkisi de liyakatin değil, algının peşindedir. İkisi de liyakati değil, algıyı kutsar.
Unutmayın, algılarla kurulan krallıklar, hakikat güneşini gördüğünde ilk saniyede eriyip giderler.