Makron“omnia”

Abone Ol

Maalesef Suriye’de Doğu Guta bölgesindeki muhaliflerin kontrolünde olan Duma ilçesine rejim güçlerince yapılan kimyasal saldırı iddiaları, bölgede yaşanan binlerce ölümden sonra insanlık dramını daha da derinleştiren vahşetin yeni bir boyutunu ortaya çıkarıyor. Ve mevcut konjonktür böyle devam ettiği müddetçe yaşanan bu dramların arkası kesilmeyecek gibi. Bunun adı kısaca “SOYKIRIM”. İnsanları öldürebilirsiniz ama insanlığı asla. Mutlaka bunun geri dönüşü olacaktır. Mazlumun ahı yerde kalmaz. Tarih bu tür örneklerle doludur. Ancak Türkiye’nin Rejimle iş tutması gerektiğini savunalar, hatta Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarıyla şehitlerimiz kanı pahasına terörden arındırdığımız yerlerin Rejime bırakılması gerektiğini savunanlar bu soykırım tablosuna bakıp tekrar tekrar düşünmelidirler.

Bugün Suriye’de yaşananların yakın geçmişine bakacak olursak hep Fransa’nın ayak izlerini görürüz. 1920’lerden itibaren Suriye’deki ayrılıkçı Françoist politikaların sonucunda, azınlık durumundaki Nusayri ve Durzilerin kısa sürede yönetime hâkim olduklarını, orduda üstünlüğü ele geçirdiklerini görürüz. Ve nihayetinde Baas rejimiyle ordunun bütünleşmesi sonucu şekillenen bu günkü Suriye rejimi ortaya çıkmıştır. Şimdilerde bir taraftan ve el altından rejimle iş tutan Fransa, diğer taraftan ABD ile birlikte PYD saflarında yer almaktadır. Bu ortamda sessiz sedasız ABD’nin konuşlandığı yerlerde kendisi de gölge (!) konuşlanmalar yapmaktadır. Şu an da Fransa’nın Rakka dahil özellikle Fırat nehri boyunca kuzeyden güneye konuşlandırılmış beş askeri üssü var ve bu üslerde yaklaşık 150 Fransız özel kuvvetler ve paraşütçü komando askerleri bulunuyor.

“Fransa, Suriye’de ne yapmaya çalışıyor? Fransa’nın Suriye politikası nedir?” diye sorulduğunda, Fransa politiğinin temel dinamiklerine de bakmak gerekir. Pragmatizm ve sömürücülük en önemli iki faktör Fransız politikasında. Örneğin Libya eski lideri Kaddafi’den milyonlarca dolar rüşvet alıp sonra da Libya’yı bombalayan Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Sarkozy Fransız dış politikasının en çarpıcı örneğidir. Ve Avrupa’da en fırsatçı politikaların üretim merkezi de yine Fransa olmuştur hep. ABD politikalarının Suriye’de yalpaladığı bu dönemde Fransa kendisine yeni fırsat sahaları bulma ümidiyle alanda konuşlanmasını sürdürmektedir. Ancak ABD Savunma Bakanı Mattis’in YPG’yi PKK ile savaştıralım önerisinde olduğu gibi E. Macron’un diğer adı PYD olan Suriye PKK’sıyla Türkiye arasında arabuluculuk yapabileceğini açıklaması, siyasi absürtizme yeni bir boyut kazandırdı. Fransa hala Ortadoğu’yu 1920’lerdeki akılla okuyor ve 20. yy başlarındaki politikalarla Suriye’de kendine yer edinmeye çalışıyor. Bu durum bir anlamda Makronomnia da denilebilecek Fransa’nın 39 yaşındaki yeni Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un olgunlaşmamış siyasi kariyerini de göstermektedir. Eğer olgun bir siyasi akılla Ortadoğu’yu günümüz şartlarında okuyabilseydi, Türkiye’siz bölgede siyasi denklem kurulamayacağını bilirdi. Fırat’ın doğusunda muharebe gücünden yoksun ABD kontrolündeki gölge üslerde PYD teröristleri üzerinden fırsatçılık yapmak yerine, bölge politiğini belirleyen Türkiye ile hasbi hâlleşirdi. Yani Fransa’nın Ortadoğu’da yürümesi gereken çok uzun tozlu yollar var ve görünen o ki geldikleri gibi gidecekler.