☰
✕

MAYIN TARLASI

Abone Ol

Mayın tarlasına giren kişi; kolunu, bacağını ve hayatını kaybetmeyi göze almış demektir. Mayın temizlemek gibi bir görevin yoksa ne işin var mayın tarlasında? Yasak olanın, bilinmeyenin çekiciliği ilmi bir saik… Şeytana alet olmanın tezgâhına düşmenin ise ilk adımıdır. Ne kadar dikkatli olursan ol, birkaç adım sonra bir mayına rastlarsın. Mayına bastığın anda zınk diye durur, şaşkınlık içinde donup kalırsın. Ayağını kaldırdığın anda en ucuz kurtuluş olarak bacağını eline alırsın.

İnsanların çoğunluğu nasihat dinlemez, başına felaket geldiğinde ise “ben bunu hak etmedim, neden benim başıma geldi” diye söylenip durur. Ancak unutmamak lazım ki; hayat insana bir defalığına verilmiş emanettir. Filmlerdeki gibi başa sarıp tekrar yaşama imkânı yoktur. Tekrarı olmayacak hayat filmini en doğru ve iyi şekilde işlemenin yoluna bak.

Kültürümüzde şüpheli şeylerden uzak durulması tavsiye edilmiştir. Ama insan nefsi merakı nedeniyle tehlikeli bölgelerde gezmeyi sever. Normal yol varken uçurumun kenarından yürümek insana cazip gelir. Uçurumdan düşüp ölmez ama kafanı gözünü yaralarsan bir düşünme şansın olur. O zaman da beynini keşkeler kemirir ancak iş işten geçmiştir. Biraz feryat-figan edersin, sonra kaderine razı olur kendine gelirsin. Allah’ın lütfettiği emanetlerin bir kısmı senin yanlış tercihlerin sonunda elinden çıkar.

Karnı doysa da insanoğlunun gözü açtır. Hani derler ya “Hayvanı açlık, insanı tokluk azdırır.” Belgesellerde görüyoruz, en vahşi hayvanlar bile karnı doyunca munis ve masum yaratıklar haline geliyorlar. Bütün dertleri karınlarını doyurup hayatlarını ve nesillerini devam ettirmekten ibaret… İnsan için aynı şeyi söylemek çok zor. İnsanın karnı doyduğunda nasıl azdığına şahit oluyoruz. İşte tok insanı terbiye etmek için kitaplar indirilmiş, peygamberler gelmiştir.

Yeryüzünde haddi aşma gücü sadece insana verilmiştir. Bu, varoluşumuzun gayesi olan imtihanın sonucudur. Yeryüzünde fesat çıkarmaya insan dışında hiçbir canlının gücü yetmez. İnsan nefsine yenilip hep daha fazlasını ister. Bu istek ve arzular çevrenin nebatat ve hayvanatın tahribatına sebep olur. İnsan öyle gözü doymaz bir yaratıktır ki; Roma’yı yakar, geçer karşısına seyreder.

“İnsanın gözünü toprak doyurur” derler. Yani insanı zapt edecek yegâne gerçek ölümdür. İyi ki ölüm var; yoksa Firavunları, Nemrutları, Karunları kim durduracaktı. Onlardan şimdi geriye taştan heykeller kaldı. Kemikleri bile çürüdü, toprak olup gittiler. Tabii ki bu dünyada yaptıklarının hesabını ahirette verirler. O da mazlum ve masumlar için yeryüzünde teselli sebebidir.

Bütün bu söylediklerim; son yıllarda milyar dolarların havada uçuştuğu bir zamanda bana gelen çağrışımlardır. Ekonomik ve sosyal sistem adeta mayın tarlası gibi her türlü yanlışa izin veriyor. Her şeyin serbest olduğu bir zeminde suyun akıp mecrasını bulacağı söylenir. Bu durum, tabiat ve diğer canlılar için geçerlidir. İnsanoğlu ise tarih boyunca akıp kendi mecrasını bulamamıştır. O nedenle insani olan, hayatı kolaylaştıran kuralları koyarken sınırları da belirlemek gerekir. İnsanı nefsi ile baş başa bırakırsanız azma ihtimali yüksektir.

Yanlış yapan insanlar değerlendirilirken büyük bir hata yapılıyor. Bu insanlar mensubiyetleriyle değerlendiriliyor. Eğer inancı doğrudan yanlış yapmayı emretmiyorsa suçu inanca ya da mensubiyete yüklemek yanlış olur. Bir dua ile bitirelim: “Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi eğriltme! Bize katından merhamet ver! Şüphesiz ki bolca veren yalnızca sensin.” (Âl-i İmrân Sûresi 8. Ayet)