BİR KİŞİ İÇİN KIYAMET KOPARANLAR
YÜZLERCE KİŞİ İÇİN TAŞ KESİLENLER..
Bu yazı rahatsız edecek.
Kan çekecek.
Çünkü mesele artık bir kişi değil, bir ahlaki çöküştür.
O günleri herkes biliyor, herkes gördü, herkes sustu.
Pınar Erbaş, Show TV Ana Haber spikeriydi.
Eski eşi Mehmet Akif Ersoy hakkında uyuşturucu soruşturması yürütüldüğü ortaya çıktı. Ardından dosyaya fuhuş başlığının eklendiği, tanık ifadelerinde Pınar Erbaş’ın adının da iddia düzeyinde geçtiği kamuoyuna yansıdı.
Bu bir hüküm değildir.
Bu bir linç çağrısı hiç değildir.
Bu, dosyalara girmiş iddiaların hatırlatılmasıdır.
Ve bu süreçte Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yönetimindeki Show TV, bir karar aldı:
Risk gördü, markasını korudu, Pınar Erbaş’ı ekrandan çekti. TMSF’nin kararının arka planında kurumsal risk yönetimi vardı. Buna katılırsın, katılmazsın; ama kararın bağlamı buydu.
Doğru mu?
Yanlış mı?
Buna yargı karar verir.
Ama sonra ne oldu biliyor musunuz?
Bir anda ortalık yandı.
Bir anda sosyal medya ahlak timsallerine doldu.
Bir anda “kadın emeği”, “medyada adaletsizlik”, “linç kültürü” nutukları atılmaya başlandı.
Peki şimdi soruyorum, yüksek sesle:
Siz neredeydiniz…
Mesela aynı TMSF, “satışta personel maliyeti düşük görünsün” diye yüzlerce insanı bir gecede kapının önüne koyarken? Neredeydiniz?..
Aralarında bu satırların yazarının da olduğu, yıllarını bu sektöre vermiş gazeteciler, editörler, kameramanlar, teknisyenler bir gecede işsiz bırakılırken..
Hangi ekran yandı?
Hangi köşe yazısı yazıldı?
Hangi vicdan ayağa kalktı?
Medyada liyakatli, nitelikli yüzlerce isim işsiz gezerken;
ekranlar Ela Rümeysa Cebeci gibi süs bebeklerine bırakıldı.. Neredeydin?
Usta televizyonculara kapılar kapalıyken, sahte diplomalı psikologlar program sonuyurodu, neredeydin?
Sadece önemli bir adamın sevgilisi olduğu için hiç işe gitmeden maaş alan kadınlar varmış, bunlar konuşulurken neredeydin?..
Usta televizyoncular kenarda çürütülürken,
televizyonculukla uzaktan yakından ilgisi olmayanlar büyük paralarla program yaptı..
Emeğin onuru yerle bir edilirken…
Niye sus pus oldunuz?
Demek ki mesele adalet değilmiş.
Demek ki mesele kadın hakları değilmiş.
Demek ki mesele emek hiç değilmiş.
Mesele kimin tanıdığı olduğuymuş.
Mesele kimin arkasının güçlü olduğuymuş.
Mesele kimin sesi çok çıktığıymış.
Bakın açık konuşalım:
“Pınar Erbaş için konuşmayın” demiyoruz.
Ama sadece Pınar Erbaş için konuşanlara itiraz ediyoruz.
Bir kişi için kıyamet koparıp,
yüzlerce kişi için ölü taklidi yapanların,
ahlaktan söz etmeye hakkı yoktur.
Bu bir duruş değil.
Bu bir ilke değil.
Bu, çıplak bir ikiyüzlülüktür.
Adalet seçilmez.
Vicdan ayıklanmaz.
Ahlak, tanıdığa göre çalışmaz.
Bugün bağırdığınız adaleti,
dün anlayarak sustuğunuz haksızlıklar boğuyor.
Ve bilin:
Bu sektörün asıl çürümesi bir dosyada değil,
sizin bu suskunluğunuzdadır.
Ya herkes için konuşun,
ya da artık “ahlak” kelimesini ağzınıza almayın.
Xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
BU ADAMLARIN AYNHI UÇAKTA NE İŞİ VARDI?
Bu yazı bir magazin yazısı değildir.
Bu yazı bir “özel hayat” merakı hiç değildir.
Bu yazı, uçağa kim binmiş, kimle yan yana oturmuş, kim kiminle ne yaşamış yazısı asla değildir.
Altını kalın kalın çizelim:
Biz kadınlarla, özel ilişkilerle, dedikoduyla zerre ilgilenmiyoruz.
Bizim tek meselemiz vardır: BEYTÜLMAL.
Yani bu milletin vergisi.
Yani kamu kaynağı.
Yani yetimin hakkı.
Şimdi isimleri tek tek, saklanmadan, kaçmadan, dolanmadan yazalım.
– Hüseyin Köksal
– Murat Gülibrahimoğlu
– Tuncay Yılmaz
– İbrahim Bülbüllü
– Fatih Keleş
Ve bu beş isim aynı özel jetle Kıbrıs’a gidiyor.
Şimdi duralım.
Derin bir nefes alalım.
Ve şu soruyu sakin ama sert bir şekilde soralım:
NEDEN AYNI JET?
Bu isimleri bir araya getiren şey dostluk mu?
Tesadüf mü?
Yoksa İBB eksenli bir çıkar mimarisi mi?
İBB’den milyarlık işler alan müteahhitler…
İBB’nin ticari damarını yöneten şirketin genel müdürü…
İBB başkanının danışmanı…
Ve kamuoyunda “kasası” olarak anılan, spor kulübü başkanı sıfatlı bir isim…
Bunların aynı uçakta, aynı koltuk hattında, aynı rotada bulunması;
– Hukuken sorgulanmalıdır.
– Siyaseten açıklanmalıdır.
– Ahlaken izah edilmelidir.
Çünkü mesele şudur:
Bu jetin yakıtı kimin parasıyla alındı?
Bu uçuşun faturası kime kesildi?
Bu seyahat hangi sıfatla yapıldı?
Bu yolculukta konuşulanlar, İBB ihaleleriyle, şirketleriyle, taşeronlarıyla ilgili miydi?
Ve en kritik soru:
Beytülmalle temas eden isimler, neden özel jet konforunda yan yana geliyor?
Burada kimsenin hayat tarzı yargılanmıyor.
Kimsenin özel ilişkisi didiklenmiyor.
Kimsenin uçağa kiminle bindiği ahlak dersi konusu yapılmıyor.
Ama kamu gücüyle beslenen isimlerin,
kamu kaynaklarıyla iş yapanların,
aynı özel jet etrafında kümelenmesi
bu ülkenin en meşru sorusudur.
Şeffaflık nutukla olmaz.
Şeffaflık sloganla hiç olmaz.
Şeffaflık;
– Jet kimin?
– Uçuşu kim ödedi?
– Neden birlikte gidildi?
– Kıbrıs’ta kimlerle görüşüldü?
– Bu seyahatin İBB dosyalarıyla ilgisi var mı?
Bu soruların açık, net, belgeli cevaplarını vermektir.
Suskunluk cevap değildir.
Kaçamak açıklamalar cevap değildir.
“Algı operasyonu” demek hiç cevap değildir.
Çünkü algıyı büyüten soru değil,
hesap vermeyen güçtür.
Bizim meselemiz budur.
Bizim tarafımız beytülmaldir.
Bizim durduğumuz yer milletin parasıdır.
SORU NETTİR.
JET GERÇEKTİR.
İSİMLER ORTADADIR.
VE BU MİLLET CEVAP BEKLEMEKTEDİR.