Meğer Cumhurbaşkanı’nın uçağına binmek her şeyden önemliymiş!

Abone Ol

Bugün başka bir yazı için söz vermiştim. Onu sonra konuşalım. Çünkü çok acil bir mesele var önümüzde.

Dünkü gazeteleri gördünüz mü? Ben gördüm ve çok öfkeliyim.

Öcalan’ın silah bırakma çağrısı hemen her gazetede birinci haberdi. Tarihi niteliği sebebiyle herkes övgüyle ya da sövgüyle, meşrebince haberi büyük büyük verdi. Bir tek refiklerimiz hariç. Çünkü onlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağına binmiş olmanın verdiği mutlulukla (olsa gerek), Erdoğan’ın “Dolmabahçe yanlıştı” sözlerini gümbür gümbür verdiler. “Muhalif” medya o uçağa binemediği için “Dolmabahçe yanlıştı” sözlerini duymadı ve manşetini atamadı; ama emin olun duysalar, manşetini atsalar dahi refiklerimiz kadar iyi iş çıkaramazlardı! (Zaman’dan biliyorum: Uçağa binemedi ama masasında Bülent Arınç’ın Cumhurbaşkanı’nı eleştiren sözleri olmasına rağmen Zaman’ın birinci haberi “Silahlara veda çağrısı” idi ve Arınç haberi üç dört cümlelik bir “kutu”da yer almıştı. Hürriyet bile, o uçağa binmesine ve “Dolmabahçe yanlıştı” cümlesini duymasına rağmen refiklerimizin yaptığını yapmadı.)

Ortada sadece Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu ve dahi dünyayı ilgilendiren tarihi bir vaka varken, ilmek ilmek dokunmuş büyük bir barışa doğru ilerlerken, bunu görmeyip, bununla ilgilenmeyip “Biz Cumhurbaşkanı’nın uçağına biniyoruz -Süper!” demek isteyen devasa manşetler atmak da nesi? “Haber atlatma” fetişizmi mi yaptırıyor bunları? Hadi bunu mazur gördük diyelim; haber atlattılar, sevinsinler, haklarıdır diyelim; yahu 30 küsur yıllık bir savaşı bitirecek, 80 küsur yıldır kanayan bir yaraya merhem olacak bir umudun, iki üç yılda bir yapılan MHP kongresi, yahut her sene üç beş kere oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçı kadar önemi yok mu? Ellerinden gelse birinci sayfaya bile koymayacaklarmış, vaziyet o. Üstelik, bu gelişmeyi müjdeleyen Akdoğan-Önder görüşmesini daha birkaç gün önce tam sayfa manşet yapmışken…

Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin, Ortadoğu’nun ve dünyanın en önemli isimlerinden biridir; her sözü önemli ve kıymetlidir. Fakat bildiğim kadarıyla gazetecilik, Cumhurbaşkanı’nın her cümlesini 9 sütuna manşet yapmak değildir. İnsanlar bundan 30 sene, 50 sene, 100 sene sonra arşivleri açıp baktıklarında -inşaallah- dünya barışı yolunda milat sayılacak büyük bir haberi değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iç politikaya dönük sözlerini okuyacaklar, refiklerimiz sayesinde.

Bu, işin gazetecilik tarafı; öbür tarafını aklıma getirmek bile istemiyorum. Sadece şunu söyleyeyim, büyük bir iştahla o dünkü sayılarını hazırlayan refiklerimize: Logonuzu oradan kaldırın, yerine Gülen medyasının ya da Kemalist-ulusalcı tayfanın bir gazetesinin logosunu koyun; bakın bakalım ortaya ne çıkıyor!

***

Hep söylüyorum, daha birkaç gün önce yazmıştım, daha da yazacağım: Recep Tayyip Erdoğan, sadece Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişi değildir; bu topraklarda, küllerinden doğan asil ve zarif bir ruhun en önemli sembolüdür. Fakat dün maalesef bunun sadece halk nazarında böyle olduğunu gördüm. Meğer refiklerimizin önemli bir bölümü için Recep Tayyip Erdoğan, sadece Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişiden ibaretmiş.

Elbirliğiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da onun temsil ettiği ruha da o ruhla ruhlanan güzel milletimize de gazeteciliğe de yazık ediyorlar.

Büyülenmiş gibiyiz. Dünden beridir okuduğum Felak-Nas’ın haddi hesabı yok. Cenab-ı Allah cümlemizi ıslah eylesin.

(Dünkü gazetelere baktığınızda, kaideyi bozan istisnalar olduğunu göreceksiniz ve siz de benim gibi “Allah onlardan razı olsun” diyeceksiniz.)