Mehmet Akif Meselesine Bir de Buradan Bakın

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde bir itirafçının beyanları üzerinden, gazeteci ve Habertürk Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy önce gözaltına alındı, ardından tutuklandı.

Öncelikle şunu söylemeliyim:

Ben Mehmet Akif Ersoy’u tanırım.

Gayet düzgün, donanımlı bir gazetecidir.

“İyi de konu gazeteciliği değil ki?” diye sorabilirsiniz.

O zaman kanaatimi de açıkça ifade edeyim: Kendisine isnat edilen suçları işleyecek biri değildir.

“Peki neden gözaltına alındı?” sorusu da elbette sorulabilir.

Savcılık, kendisine yapılan şikâyet ve suçlamaları dikkate alarak bu yönde bir işlem yaptı. Bu süreç gözaltı olmaksızın da yürütülebilirdi. Ancak bilmediğimiz bir sebeple bu yol tercih edilmedi. Yine bilmediğimiz bir nedenle, normalde kamuoyuna kapalı ilerleyebilecek bir süreç, kamuoyuna açık şekilde yürütüldü. Bu esnada Akif’in itibarı ve iki çocuğunun bundan ne ölçüde etkileneceği de gözetilmedi.

Akif ile hafta sonları telefonda konuştuğumuzda çoğu zaman iki evladı ile vakit geçiriyor olurdu. Onlarla oyunlar oynar, çeşitli etkinlikler yapardı. Söylendiği gibi uyuşturucu müptelası birinin sağlıklı bir ebeveynlik yapması mümkün değildir. Ayrıca bu tür bağımlılıkların, kişinin hâl ve tavırlarından dahi anlaşılması mümkündür.

Habertürk meselesine gelince…

Bana göre Habertürk, ilk günden bu yana küreselci çizgide bir yayın organıdır. Önceki dönemde kurumu yöneten Kenan Tekdağ da bu küreselci medya yapısının önemli isimlerinden biridir.

“Bunu neye dayanarak söylüyorsun?” derseniz:

Bir dönem AK Parti’yi desteklerken, özellikle 17–25 Aralık ve 15 Temmuz sonrasında muhalefet cephesine geçen bazı kadın ve erkek gazetecilere Habertürk’ün kapılarını sonuna kadar açtığını görürsünüz. 2018 ve 2023 seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanımız Erdoğan aleyhine net ama ince ayarlı yayınlar yapan birçok moderatör bu çizgiye destek vermiştir.

Bu süreçlerde Mehmet Akif, hiçbir zaman AK Parti aleyhine bilinçli bir tutum içinde olmamıştır. Sadece gazeteciliğin gereği olarak sorular sormuştur.

HDP’lilerin yayınlara alınmaması yönündeki eleştirilere karşı, “Terör örgütüyle aralarına mesafe koysunlar, öyle gelsinler” demiştir. Benim de katıldığım bir programda, “HDP, PKK’nın siyasal uzantısıdır” yorumuma, kadın bir moderatörün telaşla ve heyecanla “Bunu düşünce özgürlüğü çerçevesinde değerlendirebiliriz” diyerek müdahale etmeye kalkması üzerine yayını terk etmiştim.

Elbette sonrasında Habertürk ekranlarında bir “ambargo”ya maruz kaldım. Aynı moderatör ise birileri tarafından korunup kollandığı için başka kanallarda kendine yeni pozisyonlar buldu; AK Partilileri ve hükümet üyelerini konuk etmeye devam etti. Kuvvetle muhtemel, o ve benzerleri bir başka seçim öncesinde yeniden kullanılmak üzere varlıklarını sürdüreceklerdir.

İşin acı tarafı, belediyelerden, oradan buradan üç kuruşluk menfaat peşinde koşan bazı “gazetecimsi” kişilerin Akif’e laf söyleyecek noktaya gelmesidir. Daha vahimi ise kendi özel hayatları üzerinden pek çok söz söylenebilecek olanların, kanıtlanmamış iddialar üzerinden Akif hakkında ahkâm kesmesidir.

Akif, kendisine isnat edilen günahları işlemiş olsa bile; Cenab-ı Allah dahi tevbe kapısını kapatmazken, bize ne oluyor?

Ben inanıyorum ki Akif bu konulardan aklanacaktır.

Ben inanıyorum ki “olanda hayır vardır” diyen Akif, iddialar doğru olsa bile kendi iç muhasebesini yapacak ve kendisi için doğru olanı seçecektir.

Yine ben inanıyorum ki Akif, ne Can’ların, ne Tekdağ’ın, ne de İmamoğlu suç örgütünün kirli işlerine bulaşmıştır; bulaşmaz.

Normalleştirmek Kimin İşine Gelir?

Bağımlılıkla mücadelede uyuşturucudan sürekli bahsetmenin, halk arasında tabir edildiği gibi, “eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek” anlamına geldiği söylenir. Benzer bir durum, iddia edilen çoklu ilişkiler için de geçerlidir. LGBT ilişkileri için de…

Uzmanlar, gündüz kuşağı programlarının bu tür etkiler yarattığını zaten söylüyor. Aynı şekilde ekranlardaki şiddet, çarpık ilişkiler ve ahlaki yozlaşmayı da bu çerçevede değerlendiremez miyiz?

Lütfen; gazetecilik yaparken — hatta magazin gazeteciliği yaparken bile — biraz daha sorumlu davranın. Sosyal medyada yazarken de aynı hassasiyeti gösterin. Bu konuları sürekli konuşmak, hatta kınamak bile zamanla normalleştirmeye hizmet edebilir.

Ve unutmayalım:

“Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.”

Dağ başında bez torbada süt taşıyabilirsiniz; ama şehre indiğinizde o torbadaki süt, fark etmeden “şıp şıp” damlayabilir.