MEMLEKET EMİN ELLERDE ASIM’IN NESLİ GELİYOR

Abone Ol

Bazen bir fotoğraf, binlerce sayfalık rapordan daha fazla şey anlatır.

Bazen tek bir manzara, yıllardır kurulan bütün karamsar cümleleri sessizce boşa çıkarır.

Ve bazen bir akşam, bir insanın geleceğe dair bütün endişelerini alıp götürür.

İşte ben bunu, TÜGVA Yaz Okulları Final Programı’nda RAMS Park’ta yaşadım.

Sayın İbrahim Beşinci’nin nazik davetiyle katıldığım programda tribünlere ilk baktığım an, kelimeler boğazımda düğümlendi. On binlerce gencin aynı heyecanla, aynı inançla, aynı ideal etrafında buluştuğu o tabloyu görünce gözlerim doldu. Evet, gözyaşlarıma hâkim olamadım.

Çünkü uzun zamandır bize başka bir hikâye anlatılıyor.

Sanki bu ülkenin bütün gençleri ekranların esiri olmuş…

Sanki uyuşturucu kartelleri bu nesli tamamen teslim almış…

Sanki ahlak, inanç, aile, vatan sevgisi artık gençlerin hayatından çekilmiş…

Sanki Türkiye’nin geleceği karanlığa mahkûm edilmiş…

Gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında ve sosyal medyada yıllardır aynı karamsarlık pompalanıyor. Bir neslin kaybedildiği söyleniyor.

Hayır…

RAMS Park’ta gördüğüm gençler, bana bambaşka bir Türkiye gösterdi.

Orada sadece on binlerce insan yoktu.

Orada, bu milletin geleceğine sahip çıkacak irade vardı.

Orada, tarih boyunca bu toprakları ayakta tutan ruh vardı.

Orada, Anadolu’nun bin yıllık mayası vardı.

Bir milleti ayakta tutan yalnızca orduları değildir.

Sınırları koruyan asker kadar, o sınırların neden korunması gerektiğini bilen gençler de bir devletin gerçek güvenliğidir.

Çünkü medeniyetler önce insan yetiştirir.

Sonra şehir kurar.

Sonra devlet kurar.

Sonra dünyaya yön verir.

Bunun için tarihe bakmak yeterlidir.

Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın yanında yürüyenler gençti.

İstanbul’un surlarına dayanan Fatih Sultan Mehmet yirmi bir yaşındaydı.

Akşemseddin’in yetiştirdiği bir genç, çağ kapatıp çağ açtı.

Çanakkale’de toprağa düşen lise öğrencileri gençti.

İstiklal Harbi’nin isimsiz kahramanları gençti.

Cumhuriyet’in ilk mühendisleri, öğretmenleri, doktorları gençti.

Bu millet ne zaman ayağa kalktıysa, arkasında mutlaka iyi yetişmiş bir gençlik vardı.

Mehmet Âkif Ersoy’un “Asım’ın Nesli” hayali de tam olarak buydu.

Âkif, sadece namaz kılan bir gençlikten bahsetmiyordu.

O; ahlaklı, çalışkan, ilim sahibi, karakterli, vicdanlı, vatanına bağlı ve dünyayı okuyabilen bir nesilden söz ediyordu.

Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu” ideali de aslında bir gençlik tasavvuruydu.

Nurettin Topçu’nun “isyan ahlakı”, haksızlığa boyun eğmeyen gençleri anlatıyordu.

Sezai Karakoç ise dirilişi önce insanın içinde, sonra toplumda arıyordu.

Bugün bu büyük fikir adamlarının kurduğu hayalin tamamen gerçekleştiğini söylemek elbette mümkün değildir. Böyle bir iddia gerçekçi de olmaz. Ama RAMS Park’ta gördüğüm tablo, bu hayalin peşinden yürüyen çok büyük bir genç kitlenin varlığını gösteriyordu.

Bugün dünyanın en büyük küresel rekabeti artık silahla yapılmıyor.

Bugün ülkeler gençlik üzerinden yarışıyor.

Kültür üzerinden yarışıyor.

Kimlik üzerinden yarışıyor.

Algılar üzerinden yarışıyor.

Bir ülkenin petrolünü çalabilirsiniz.

Madenini alabilirsiniz.

Parasını tüketebilirsiniz.

Ama gençliğini kaybederse…

İşte o zaman geleceğini de kaybeder.

Bu yüzden uyuşturucu tesadüf değildir.

Dijital bağımlılık tesadüf değildir.

Aileyi hedef alan saldırılar tesadüf değildir.

Kimliksizleştirme çabaları tesadüf değildir.

Çünkü geleceği ele geçirmenin en kolay yolu, gençliği köksüz bırakmaktır.

Tam da bu nedenle milli ve manevi değerler etrafında yürütülen her eğitim faaliyeti, yalnızca bir sosyal etkinlik değil; aynı zamanda kültürel bağımsızlığın ve milli güvenliğin önemli bir parçasıdır.

TÜGVA’nın yaz okullarında 700 binden fazla gence ulaşması, bu açıdan sadece büyük bir organizasyon başarısı olarak okunamaz. Bu rakam, yıllardır sabırla sürdürülen bir eğitim ve gönül çalışmasının sonucudur. RAMS Park’ı dolduran gençler de bu emeğin görünür hâle gelmiş fotoğrafıdır.

Stadyuma baktığımda aklıma bir başka tarihî sahne geldi.

1071’de Malazgirt Ovası’nda Sultan Alparslan’ın beyaz elbisesini giyerek askerlerine yaptığı konuşma…

“Burada sultan yoktur. Ben de sizden biriyim. Şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun.”

O gün bir millet Anadolu’nun kapısını açtı.

Bugün şartlar elbette farklıdır. Tarih birebir tekrar etmez. Ama milletlerin geleceğini belirleyen temel gerçek değişmez: Kendisini aşan bir ideale inanmış gençler, her dönemin en büyük gücüdür.

RAMS Park’tan ayrılırken tribünlere son kez baktım.

Bir stadyum görmüyordum artık.

Bir umut görüyordum.

Bir istikbal görüyordum.

Bu ülkenin yarınlarını omuzlayacak genç omuzlar görüyordum.

Bu tablo, Türkiye’nin bütün gençliğini temsil eder demek doğru olmaz. Farklı hayatlar, farklı düşünceler ve farklı yönelimler elbette vardır. Ancak yıllardır “bu millet gençliğini tamamen kaybetti” diyenlerin de dönüp bu manzaraya bakması gerektiğine inanıyorum.

Bu vesileyle, gençliğe yatırım yapılmasının önünü açan Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum.

Bu büyük organizasyona emek veren TÜGVA Genel Başkanı Sayın İbrahim Beşinci’yi, önceki dönem yöneticilerini, eğitimcileri, gönüllüleri ve görünmeyen bütün kahramanları da yürekten kutluyorum.

Çünkü tarih bize şunu öğretiyor:

Bir milletin en büyük serveti altını değildir.

Petrolü değildir.

Doğal gazı değildir.

Tankı değildir.

Uçağı değildir.

En büyük serveti, hangi ideale inandığını bilen gençleridir.

O gece RAMS Park’tan ayrılırken içimde derin bir huzur vardı.

Uzun zamandır ilk kez geleceğe bu kadar umutla baktım.

Ve kendi kendime sessizce şu cümleyi söyledim:

Bu milletin mayası hâlâ sağlam…

Böyle gençler yetiştikçe de Türkiye’nin istikbali emin ellerde olacaktır.