MEYDANIN HAKKINI VERMEK

Abone Ol

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın
28 Haziran 2026 tarihinde Sakarya'da gerçekleştirilen AK Parti 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nda parti teşkilatına yönelik hitabında;

Yorulan varsa buyursun, kenara gelsin, dinlensin. Kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin. Boşa harcayacak tek bir saniyemiz bile yok. Caddeyi, sokağı asla boş bırakmayacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri, sıradan bir parti konuşmasının satırları arasında kaybolacak cümleler değildir. Bu sözler, yalnızca salondaki teşkilat mensuplarına değil; milletvekillerine, belediye başkanlarına, il ve ilçe yöneticilerine, hatta siyaset yapan herkese verilmiş açık bir mesajdır.

Siyasetin gerçek adresi, genel merkez binaları değildir.
Siyasetin gerçek adresi sokaktır.
Siyasetin gerçek adresi caddedir.
Siyasetin gerçek adresi meydandır.
Vatandaşın olduğu her yerdir.

Erdoğan’ın “yorulan varsa kenara gelsin” sözü aslında siyasetin en temel gerçeğini hatırlatıyor. Makamlar kalıcı değildir. Görevler sonsuza kadar sürmez. Ancak millete hizmet etme sorumluluğu, görevde bulunan herkesin omuzundadır. Eğer bu yük taşınamıyorsa, yerini taşıyabilecek insanlara bırakmak da bir erdemdir.

Daha dikkat çekici olan ise ikinci cümledir.
Meydanın hakkını versin.
Peki meydanın hakkı nasıl verilir?
Sadece seçim dönemlerinde vatandaşın kapısını çalmakla mı?
Sadece bayramlarda birkaç ziyaret yapmakla mı?
Sadece sosyal medyada paylaşım yapmakla mı?
Elbette hayır.

Meydanın hakkını vermek;
Esnaf siftah yapamamışsa onu dinlemektir.
Çiftçinin tarlasındaki sıkıntıyı bilmektir.
İş arayan gencin umuduna ortak olmaktır.
Emeklinin geçim hesabını anlayabilmektir.
Bir annenin evladıyla ilgili endişesini hissedebilmektir.
Yani siyaset, vatandaşa temas edebilmektir.
Bugün toplumun siyasetten en büyük beklentisi de budur.

Vatandaş artık uzun konuşmalar dinlemek istemiyor.
Ezberlenmiş cümleler duymak istemiyor.
Gösterişli programlardan çok samimi ziyaretler görmek istiyor.

Vatandaş için en kıymetli fotoğraf, protokolde çekilen fotoğraf değil; çarşıda, pazarda, kahvede, taziyede, düğünde, okulda ve sokakta çekilen fotoğraftır.

Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi, şehirlerimizde de siyasetin başarısı artık seçim meydanlarında değil, seçimden sonraki meydanlarda ölçülüyor.

Sandık kurulduğu gün değil…
Sandık kaldırıldıktan sonraki gün…
İşte gerçek sınav o zaman başlıyor.
Çünkü vatandaşın hafızası güçlüdür.
Kimin sadece seçim zamanı geldiğini…
Kimin ise her zaman yanında olduğunu unutmaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Caddeyi, sokağı asla boş bırakmayacağız.” sözü de tam olarak bunu anlatıyor.

Boş bırakılan her sokak, vatandaşla kurulamayan bir bağdır.

Boş bırakılan her meydan, dinlenmeyen bir taleptir.
Boş bırakılan her cadde, siyasetin milletle arasına koyduğu görünmez bir mesafedir.
Oysa güçlü siyaset, yüksek duvarların arkasında değil; halkın arasında kurulur.
Milletin sesini duymayan siyaset, zamanla milletin desteğini de kaybetmeye başlar.
Bu nedenle Erdoğan’ın yaptığı çağrı, sadece bugünün değil, önümüzdeki dönemin siyaset anlayışını da özetliyor.

Artık daha çok sahada olan kazanacak.
Daha çok dinleyen kazanacak.
Daha çok yürüyen kazanacak.
Vatandaşın kapısını daha çok çalan kazanacak.
Siyasetin geleceğini artık salonlardaki alkışlar değil, sokaktaki vatandaşın kanaati belirleyecek.
Belki de bu konuşmanın en önemli cümlesi “Caddeyi, sokağı boş bırakmayacağız.”.


Önümüzdeki günlerde bunu hep birlikte göreceğiz.
Kim gerçekten meydanın hakkını verecek?
Kim vatandaşın arasında olacak?
Kim yorulduğunu kabul edip kenara çekilecek?

Önümüzdeki süreçlerde bu soruların cevaplarını daha net göreceğiz.