MİLLETİN VEKİLİ BÖYLE OLMAZ

Abone Ol

Milletvekilliği, sadece Meclis sıralarında oturup kanun tekliflerine imza atmak değildir. O koltuk, milyonlarca insanın verdiği temsil yetkisinin emanetidir. Dolayısıyla bir milletvekilinin özel hayatındaki davranışları bile sıradan bir vatandaşın davranışından daha ağır bir kamuoyu denetimine tabidir. Hele konu taciz gibi toplumun hassasiyet gösterdiği bir iddiaysa, “Ben milletvekiliyim” diyerek bunun arkasına saklanmak mümkün değildir.

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan hakkında gündeme gelen taciz iddiaları tam da bu nedenle önemlidir. Elbette ortada henüz kesinleşmiş bir yargı kararı yoksa kimseyi peşinen suçlu ilan edemeyiz. Hukuk devletinin temel kuralı budur. Ancak siyasi partilerin de kendi etik ve disiplin kuralları vardır. Nitekim CHP yönetimi, Yazgan’ı tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle disipline sevk etti.

Burada CHP’ye hakkını teslim etmek gerekir.

Siyasi partiler, kendi mensuplarının hatalarını örtbas eden, “bizim adamımızdır” diyerek susan yapılara dönüştüğü zaman toplumdaki güvenlerini kaybeder. Bir siyasetçinin arkasında parti rozeti varsa, o rozet ona dokunulmazlık sağlamamalıdır. Tam tersine, daha yüksek bir sorumluluk yüklemelidir.

CHP’nin bu olayda hızlı davranması bu açıdan önemlidir. “Önce parti, sonra kamuoyu, sonra hukuk” gibi bir savunma refleksine girmeden disiplin mekanizmasını işletmesi, siyasetin kendi içindeki ahlaki denetimin de mümkün olduğunu gösteriyor. Kesin ihraç kararı henüz disiplin sürecinin tamamlanmasıyla ortaya çıkacak olsa da, tedbirli olarak kesin ihraç istemiyle sevk edilmesi güçlü bir siyasi tavırdır.

Çünkü mesele yalnızca Ahmet Baran Yazgan meselesi değildir.

Mesele, “Milletin vekili nasıl davranmalıdır?” sorusudur.

Milletin vekili; makamının gücünü kişisel ilişkilerinde bir üstünlük aracı olarak kullanamaz. “Milletvekiliyim, istediğimi yaparım” anlayışı, siyasetin kabul edebileceği bir anlayış değildir. Tam tersine milletvekilliği, “Ben herkesten üstünüm” demek değil, “Bana herkesten fazla sorumluluk verildi” diyebilmektir.

Bugün siyasetin en büyük problemlerinden biri de tam olarak budur: Makamın insanı büyüttüğü sanılıyor. Oysa makam, insanın karakterini daha görünür hale getirir.

Bu yüzden siyasi partilerin kendi içlerinde güçlü etik ve disiplin mekanizmaları kurması şarttır. Bir siyasetçi hakkında ciddi bir iddia ortaya çıktığında yapılması gereken ne linçtir ne de körü körüne savunma. Doğrusu bellidir: Hukuk işletilecek, iddia araştırılacak, mağduriyet iddiası ciddiye alınacak ve siyasi partinin kendi disiplin mekanizması da gecikmeden çalıştırılacaktır.

CHP’nin burada attığı adımın kıymeti de buradadır.

Siyasette “bizim adamımız” anlayışının yerine “bizim ilkemiz” anlayışı konulmalıdır. Parti aidiyeti, yanlışın üzerini örtmenin gerekçesi değil; doğruyu savunmanın sorumluluğu olmalıdır.

Çünkü milletvekili olmak ayrıcalık değildir.

Milletvekili olmak emanettir.

Ve o emaneti taşıyan kişi, yalnızca Meclis’te değil, hayatının her alanında temsil ettiği millete karşı sorumludur.